Aşk, Portakal, Bellapaıs

Aşk, Portakal, Bellapaıs

Sokakları tarçın, sıcak şarap, kestane kokan çok şehir, köy, kasaba gördük ama buram buram aşk kokanına ilk kez denk geldik. Bir de portakal ağaçlarından savrulan o tazelik kokusu birleşince aşkla ortaya şirin mi şirin bir kasaba çıkarmış. Bilmiyorduk, gittik, gördük, yaşadık. Bellapais tam da kışın ortasında yaşattı bize bu duyguları.

21. yüzyıla biraz mesafeli dokusuyla henüz girildiği anda insanın içinde hoş bir duygu oluşmasına neden oluyor bu küçük köy. Özellikle Adalıların hoş şivesiyle “Balapayis” demesini duyduğunuzda ise daha fazla içiniz ısınıyor. Adını henüz Girne’deyken çok sık duymuş olmamızdan kaynaklı ilk durağımız Antik Bellapais Manastırı oluyor. Beş Parmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerine kurulmuş olan bu manastır, kelimenin tam anlamıyla Gotik sanatın bir şaheseri. Bir kapı ve ön avlu ile başlayan manastırın bugüne dek en iyi korumuş yeri, içinde bulunan kilise. Ziyarete açık olan bu kilisenin içinde biraz dolaştıktan sonra, manastırın kalan kısmını keşfe başlıyoruz.

bellapais_1

Manastırın orta bölgesinde bulunan geniş avlu önemli iki mermer lahite ev sahipliği yapıyor. Bu lahitler dönemin rahipleri tarafından lavabo olarak kullanılmış. Orta avludan direk yürüdüğümüzde ise karşımıza manastırın yemekhanesi çıkıyor. Deniz tarafında bulunan pencereden ışık aldığı düşünülen yemekhaneyi incelerken hemen arkanızdan dönemin tarihi bir karakteri geçecekmiş gibi hissedebilirsiniz. Hızlı bir şekilde mutfak, mahzen, hazine odası ve meclis odasını gördükten sonra manastırın giriş kısmına tekrar geliyoruz. Burada birçok insanın fotoğraf çektirmek için yarıştığı özel bir bölge var ki, Kıbrıs’ta karşılaştığımız en iyi manzara olduğunu söyleyebiliriz. Beş Parmak dağlarının eteklerinin ve Akdeniz’in masmavi görüntüsünün ayaklarınızın hemen altında olduğunu düşünün. Biz buraya gün batımında tekrar gelme kararı alarak manastırdan ayrıldık.

bellapais_2

Mistik Bellapais Manastırını gezdikten sonra kendimizi dar sokakların arasına bıraktık. Şimdiki adıyla Beylerbeyi olarak anılan bu köy, iki farklı kesimi barındırıyor. Bunlardan biri yüksek gelirli Girne halkı iken diğeri ise çok öncelerden buraya yerleşmiş olan adalılar. Bu farkı, evlerin büyüklüğü ve mimarisinden anlamak mümkün. Bir tarafta oldukça bakımlı bahçeleri olan büyük villalar bulunurken bir tarafta da tipik Rum evleri bulunuyor. Rum evlerinin bulunduğu sokaklarda mahalle bakkalı kültürü hala hakim. Eğer, dışarıdan biriyseniz, herhangi bir tabelası filan olmayan bu küçük yerlerin bakkal olduğunu anlamanın tek yolu önünde bulunan dondurma dolapları ve onun yanında keyifle gazoz içen çocuklar.

Bellapais’in portakal ve turunç ağaçlarıyla dolu bu dar sokakları insana modern dünyanın stresli yaşam koşullarından kurtulma fırsatını cömertçe sunuyor. Biz, 1950’li yıllarda Ünlü yazar Lawrence Durrell’in yaşamak için neden bu şirin köyü seçtiği sorusunun yanıtını gezdiğimiz dar sokaklarda bulduk.

bellapais_3

Gün batımına doğru rotamızı tekrar Bellapais Manastırına çevirdik. Amacımız zaten muhteşem olan Akdeniz manzarasını bir de gün batımında deneyimlemekti. Manastıra ulaştığımızda bu fırsatı kollayanların sadece biz olmadığımızı fark ettik. Beş parmak dağlarının eteklerine yansıyan, denizin masmavi rengini daha bir aydınlatan güneş, ağaç dallarındaki portakal ve turunçları öyle güzel bir görünüme kavuşturuyor ki, tüm pastoral renkleri içine çekmek istiyor insan.

Eğer hali hazırda bir aşk yaşıyorsanız, şiddetini artırmak konusunda bu gün batımı ritüelini kesinlikle kullanmalısınız. Zira burada güneşin aşka çok yakıştığını söyleyebiliriz.

©2020 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account