Avrupa’nın ziyaretçi akınına uğrayan 5 kalesi

Avrupa’nın ziyaretçi akınına uğrayan 5 kalesi

Mağrur ve heybetli duruşlarıyla olağanüstü hikâyelere sahip olan kaleler yüzyıllar boyunca düşman saldırılarına geçit vermediler fakat günümüzde ziyaretçi akınlarına teslim olmuş görünüyorlar.

İşte Avrupa’nın mutlaka akın edilmesi gereken 5 kalesi..

Prag Kalesi – Prag 

Prag kalesi, Çek Cumhuriyetinin en önemli kültür anıtlarından bir tanesidir. Tarihi 9. Yüzyıla kadar uzayan kale, Guinness Rekorlar Kitabına göre 70 bin metrekare bir alana sahip dünyanın en büyük kale kompleksidir. 13. Yüzyılda yenilenen Prag Kalesi, Bohemya Krallığı, Büyük Roma İmparatorluğu, Çekoslovakya’dan sonra günümüzde Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının çalışma ofisi ve resmi ikametgahı olarak kullanılmaktadır.

Unesco dünya mirası listesinde yer alan kale 10.yüzyılda Georgias Bazilikası ve Vitus Bazilikası gibi Roma tarzı binaların eklemlenmesi ve 14. yüzyıla ait gotik modifikasyonlarla yeniden inşa edilmiştir.

Prag kalesinin surları içerisinde sanatsal ve kültürel değeri çok büyük olan büyüleyici koleksiyonlar bulunmaktadır. Bu tarihi yapıya en az yarım gününüzü ayırarak kalenin içerisindeki pek çok kuleyi, sarayı ve belirli günler ziyarete açılan cumhurbaşkanlık çalışma ofisini dolaşabilirsiniz. Asker değişim törenini izlemenizi ise mutlaka öneririz.

Prague castle at night


Neuschwansteın Kalesi – Schwangau 

Avrupa’nın estetik açıdan en güzel yapılarından biri olan Neuschwanstein Kalesi, gerek bulunduğu konum itibariyle gerekse hikâyesiyle turistler için bir çekim merkezidir. 1869 yılında uçurumun üzerine kurulmuş olan 6 katlı kale, muhteşem bir pastoral manzaraya sahiptir. Bavyera kralı II. Ludwig’in isteğiyle bir sahne tasarımcısı olan Christian jank tarafından tasarlanan kalenin eşsiz konumu ziyaretçilerinin üzerinde özel bir sihir yaratıyor..

Neuschwanstein kalesi sahip olduğu estetik zerafetiyle Disneyland’da bulunan uyuyan güzel şatosuna da model oluşturmuştur. Masal sarayı adıyla anılan kalenin yapımıyla II.Ludwig özel olarak ilgilenmiş krallığına olan hakimiyetini kaybetmesinden sonra ise kendi dünyasına çekildiği bir sığınak olmuştur.


Buda Kalesi – Budapeşte

1265 yılında kral IV. Bela tarafından Moğol istilaları sonrası şehri ayağa kaldırmak amacıyla yaptırılan kale II.Dünya Savaşı’nda ağır yara almıştır. Kalenin içerisinde bulunan Tarih Müzesi, Milli Kütüphane ve Ulusal Galeri büyük ölçüde tahrip olmuştur. 1247 yılında kalenin içerisine bir kraliyet sarayı inşa edilmiştir.

Muhteşem bir görsel manzaraya sahip olan Buda Kalesi’ne eğlenceli bir füniküler yolculuğundan ve ya tercihen ortaçağı andıran küçük dar sokaklarında yapacağınız fantastik bir yürüyüş sonrasında ulaşabilirsiniz.

Dünya miras listesinde bulunan Buda kalesi yıl boyunca bira festivali, şarap festivali, çikolata festivali, ortaçağ festivali gibi çeşitli temalara sahip festival ve etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır. 150 yıl Türklerin yönetiminde kalan kalenin en ilgi çekici yerlerinden bir tanesi de ziyaretçilerine adeta zamanda yolculuk yaptıran yeraltı labirentleridir.


Hohenwerfen Kalesi – Salzburg

Bin yıllık Hohenwerfen, iki dağın ortasında dev bir kaya üzerine inşa edilmiş muhteşem bir kale. Görünümü ve ortaçağdan beri asil bir tutku olan yırtıcı kuş avcılığının merkezi olması dolayısıyla ‘’Kartal Yuvası’’ ismiyle anılmaktadır. Tarihte stratejik bir askeri üs olarak kullanılan Hohenwerfen Kalesi yüzyıllar boyuna hapishane olarak hizmet vermiştir.

Sisler içerisinde yer alan büyüleyici kalede ortaçağa ait silah koleksiyonu görebilir, yırtıcı kuş gösterilerini izleme fırsatına sahip olabilirsiniz. Ayrıca sezon boyunca düzenlenen tiyatro, folklor, ortaçağ canlandırmaları ve mistik gece programlarına katılarak kalenin tadını doyasıya çıkartabilirsiniz.

hohenwerfen Kalesi


Mont Saint-Michel Kalesi – Normandiya

Efsaneye göre Aziz Aubert’in gördüğü rüyaları bir işaret sayarak MS 708 yılında Normandiya kıyılarında bulunan kayalıkların tepesine bir manastır inşa etmiştir. Manastır, kale ve köyün iç içe geçtiği Mont Saint Michel aynı zamanda Katolikler tarafından kutsal kabul edilen bir hac bölgesidir.

Atlas okyanusunun içerisinde yükselen Mont Saint-Michel olağanüstü görünümüyle rahatlıkla dünyanın en etkileyici kalelerinden bir tanesi olduğu söylenebilir. Umberto Eco’nun ‘’gülün adı’’ adlı kitabından uyarlanan filmin çekildiği yer olan bu fantastik kalenin gerçek olduğuna inanmak için yapımında kullanılan kesme taşlara elinizi değdirmeniz gerekiyor.

Fransızlar tarafından bir dönem hapishane olarak kullanılan Mont Saint-Michel, karaya bir yürüyüş yoluyla bağlı. Gelgit bölgesinde bulunması nedeniyle her mevsim değişik görünümler almaktadır. Bu nedenle suyun çekildiği zamanlarda kaleye ayakkabılarınızı çıkarıp suların içerisinde adımlayarak ulaşmanın keyfi bir başka olacaktır. Köyün içerisinde bulunan döngüsel yolları kullanarak kayalıkların tepesinde bulunan manastıra ulaştığınız zaman ise kendinizi seçilmiş bir insan olarak hissedeceksiniz.

Le mont saint michel Kalesi

©2018 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account