“BEN HAZIRIM YENİ ANILARA DÜNYA” <br>ÖNCE TAYLAND SONRA KÜBA…

“BEN HAZIRIM YENİ ANILARA DÜNYA”
ÖNCE TAYLAND SONRA KÜBA…

Güzel bir pazar sabahı günü selamlamadan önce kahve makinasını çalıştırdım. Pencerenin önüne birkaç adım attım, perdeyi araladım sabahın en aydınlık günü ile karşılaştım. Bembeyaz bir gün beni selamlamıştı. Selamlamaya gittiğim gün beni şaşırtmış şaşırtmakla da kalmamış bana gülümsüyordu. Kar taneleri toprak ile buluşup toprağı saklamak için acele ediyordu. İri büyük kar taneleri gökten yoğun bir şekilde inerken gözlerim kar tanelerini seçiyor ve inişlerini izlemekten gözlerimi alamıyordum. Derken manidar bir ses beni çağırıyordu, hayır çağıran sokaklar değildi, küçük serseri ama beni tatmin eden eski kahve makinam, kahvemi hazırlamış soğumadan içmem için beni çağırıyordu. Kahvemi alıp pencerenin sağındaki koltuğa kendimi attım. Ben yaşamımın bana vermiş olduğu yorgunluğun dinlenmesini koltuğumda yaparken sokakta beliren mavili kırmızılı pembeli montlu küçük çocuklar belirdi. Karla oynayan kardan adamlar yapan kar topu savaşı için mühimmat yapan çocuklar dışarda gülüşüyordu. Eğlendikleri kadar da üşüyorlardı ama umurlarında değildi çünkü mutluydular. Söz konusu pazardan şikayetçi değildim; pazartesi sendromum yok hatta önümüzdeki birkaç ay iş hayatı ile ilgili bir kariyer planım yoktu.

Beyaz gökyüzünden beyaz tanelerin düşüşünü izlerken minik insanların o doğal, içten ve samimi gülüşleri uzaktan gelen bir ninni gibi yankılıyordu kulaklarıma. Soğuk ama içten olan izlediğim senfoniyi kesen bir telefon sesi kulaklarımı tırmalamaya başladı. Telefonu açmak için senfoniden uzaklaştım, eski ve iyi bir dostum bana sıcak bir teklifte bulundu. Teklifi oldukça komik bir teklif yapmıştı: ‘’Şort giymek istiyorum, şort giyilecek bir yerlere mi gitsek?’’ Teklifindeki şort güzel bir bahaneydi bana açıkça pintiliği bırak dünya bizi ağırlamaya hazır neden koskoca dünyanın küçük bir toprak parçasında zaman geçiriyorsun? diye soru sormuştu. Haklıydı, zamanım boldu yapacak bir aktivitem ya da bir sorumluluğum yoktu yola çıkmamak için hiçbir bahanem yoktu. Telefondaki dostum ile konuşup kapattıktan sonra kahvemi tazeleyip penceremin solundaki çalışma masama yerleştim ve bilgisayarımı çalıştırmak için güç tuşuna bastım. Çocukların o mutlu gülüşleri ve çığlıkları açacağım herhangi bir müzikten daha iyi geldiği için kulaklarımı onlara vermeye karar verdim ve nerde ne yapabileceğimi araştırmaya karar verdim. Beyaz olan bugüne kalkalı daha beş saat olmuşken sarı günleri görmek için araştırmaya başlamak için ilk adımı attım.

İLK DURAK

Çevremdeki çoğu kişinin gitmiş olduğu ama benim hala arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla yetindiğim 30 gün kalma koşulu ile vize istemeyen, Türk lirasının biraz değerli olduğu Tayland hakkında araştırmalar yaptım. Arkadaşlarımın söylediği gibi Uzak Doğu’da bir cennet olan Tayland’ın 1928’de kurulan Budist bir krallık olması ve ilk Tay devleti olması ilgimi arttırmıştı. Bunun ile birlikte Tayland’ın hiçbir zaman sömürü ülkesi olmamış olması bir hayli şaşırtmıştı. İkliminden midir bilmem ama Tayland geçimini tarımsal çalışmalara yönelik iş kollarıyla geçimini sağlıyormuş. Hoşgörülü ve çok misafirperver olduğunu duyduğum Tayland hakkında ne kadar doğru olduğunu bilmek için biraz araştırma yapma ihtiyacım duydum. Araştırmamda saygı göstermek ve selamlaşmak için kullandıkları bir ritüelle karşılaştım bunu kimseden duymamıştım. Wai selamlaşması, göğsümüzün önünde avuç içlerini birleştirip baş parmakların çeneye eğecek şekilde olması ve diğer parmakların alına değecek şekilde yerleştirip kafayı eğmek bu selamlamanın temelini oluşturmaktaydı. Wai selamlaşmasını bilmek yeni bir kültürle tanışmama ilk adım olmuştu.

İLK DURAKTA YEMEK MOLASI

Geçireceğim günlerin hayalini kurarken ne yiyeceğim sorusu aklıma gelmişti. Bir ülkenin tarihi, gelenekleri ve yaşanmışlıkları yemeklerine yansıdığı inanışı tanıyan biri olduğum için bir ülkenin yemek kültürü o ülkenin aynası olduğu inanışındayım. Tayland yemeklerinin olduğu mutfağa Tay mutfağı adı verilmekte. Tay mutfağı Türk mutfağı gibi oldukça zengin olduğu tanısına vardım. Tay mutfağındaki en temel ürünler ise deniz ürünleri, pirinç, sarımsak, limon ve çeşitli baharatlar olduğu konusunda kesin bir kanaate vardım. Tayland en çok tavsiye edilen bir yemek listesini çıkardım ama en çok yemek istediğim tek bir ürün vardı ve heyecanla araştırmaya koyuldum. Giden herkesin önerdiği Karidesli Phad thai adlı yemeğin hayalini çok kurdum. Pirinç makarnası dediğimiz noodle, karides, havuç, kabak, yeşil soğan, sarımsak, mor lahana, limon suyu, acı sos ve demirhindi ezmesi ile yapılan bu değişik ve dildeki birçok hissi uyandıran bu lezzetin dilimdeki cümbüşünü oldukça merak etmekteyim. Phad thai’yi en iyi yapan yeri araştırdım ve gerek turistlerin gerek ise yerlilerin en çok tercih ettiği yeri araştırmalarımın sonucu buldum. Thip samal Pad thai adlı bu mekân herkesin kalbini çalmış ve gerçek anlamda lezzetin son noktası olduğunu hem yerel halk hemde turist halk onaylamış durumda.

KRUNGTHEP MAHANAKHON MU BANGKOK MU ?

Tayland’da 76 il bulunmakta; bu restoran nerde diye baktım ve Tayland’ın başkenti olan Bangkok ile karşılaştım. Tayland’ın en büyük şehri olan Bangkok un Tayca ‘da resmi adı ‘’Krungthep Mahanakhon Amonrattanakosin MahintharaAyuthayaMahadilok PhopNoppharat RatchathaniBurirom Udomratchanivet Mahasathan AmonPiman AvatanSathit Sakkathattiya VitsanukamPrasit’’.  Evet bende ilk okumaya çalıştığımda becerememiştim çok uzun olduğu için Bangkok halkı resmi evraklar için Krungthep Mahanakhon ismini kullanırmış. Bu isimin okunmasında turistler açısından oldukça zor olduğu için Bangkok olarak denmeye başlanmıştır. Dünyanın en uzun şehir ismi olduğu kanısındayım. Araştırmalarımda Bangkok’un oldukça enerjik, hareketli ve çok sıcak olduğu kanısına varmış olmam pencereden dışarıya bakmaya zorladı beni. Dışarıda çocuklar oldukça hareketli ve eğlenceli ama sıcak ortamın dışında havaya bakıldığında büyük bir farklılık varlığı beni oldukça gülümsetti.

Tayland’ın para birimi olan Tayland Bahtı bir Türk lirası ile kıyaslanacak olursa altı Tayland Bahtına tekabül ediyor olması ekonomik açıdan bir Avrupalının Türkiye’ye gelmesine tekabül ediyor. Tayland Tayca dilinden sonra Çince de yaygındır.

Tayland araştırmamın son çeyreğine geldiğimde iki şey daha kalmıştı. Birincisi, Tayland’a ne zaman gitmem gerektiğiydi ki en güzel zamanlarının Kasım ile mart ayları arası oldukça revaçta olabilmesi benim gidecek olduğum zamana tekabül etmesi nedeni ile listeme dolu bir şekilde Tayland yazamama neden oldu. İkincisi ise ulaşımdı Tayland, Türkiye’den yola çıkıldığında karadan 9677 km beş gün 6 saat sürerken havadan ise 6933 km dokuz saat kırk dört dakika olması beni uzun bir yola çıktığıma iyice inandırıyordu bu da beni oldukça heyecanlandırıyordu.

İKİNCİ DURAĞA İLK ADIM

Kahvem ile birlikte Tayland araştırmam da bitmiş oldu. Ayağa kalktım kahvemi doldurdum biraz ayakta durup esneme hareketi yaparken kenarda en eski dostumu gördüm, yanında da kardeşi duruyordu. eski bir muhtar çakmağı ve çakmağımın yanından ayrılmayan yanmaya her an hazır dostu yan yana duruyordu. Müptelası olduğumu ağzıma aldım muhtar çakmağım ile yaktım derin bir nefes aldım ve burnumdan üflerken içimde bir elektriklenme oldu. Tatmak istediğim purolar geldi ve haliyle puronun has ve en lezzetli olduğu o ülke geldi aklıma Küba. Yolculuğumun bir diğer noktası olması istediğim yer eski dostumun ciğerlerimi doldurması ile kafamda oturmuştu.

Küba her insanoğlu gibi benimde görmek hatta bir süre yaşamak isteyeceğim bir yer. Son sosyalist devletlerden biri olması gezip, görüp ve yaşamayı cazip kılan bir yer olması yönünden oldukça göz dolduran bir yer. Son sosyalist devletlerden biri olan Küba 1959’dan beri Amerika ambargosu altında olmasından dolayı sokaklarda bizim görebileceğimizin aksine klasik otomobilleri her cadde başında ya da sokak sonun hatta trafikte görmek oldukça mümkün. Binalarda klasik otomobillerle aynı ambiyansta eski, renkli ve klasik evler mevcut. Önceki bilgilerimi tazelemek adına Küba Karayipler de yer alan ada ülkesidir. Nüfusu 11 milyon olan bu ülkenin 14 bölge ve 1 belediyeden oluşmaktadır. Başkenti Havanadır. Küba gidilecek yer belli Havana.

ESKİLERDEN YENİLERE

Eski bilgilerimi tazeledikten sonra küçük bir mola vermeye karar verdim. Çünkü Küba için vize işlemi yorucu değil 35 Euro karşılığında aracı bir firma ile vizeyi çok kolay alabileceğimi biliyordum. Küba için araştıracaklarım gayet açıktı nerde ne yiyebileceğim, nereye gidebileceğim, gün içinde neler yapabileceğim ve en önemli sorusu en iyi puroyu nerden alabileceğim? Küba benim için seyahatten çok gerçek keyiflerin tadı için çıkacağımı yolu anlatıyordu bana. Evet bir kutu puro için seyahat planı yapabilirdim. Yapacaktım değil yapmaya başlamıştım. Pencerenin önünde ayakta dikilirken kendimi hayal ediyordum. Ateş kırmızı üstü açık klasik bir arabada saatte 40-50 km hızın altında, bir elim direksiyonda bir şekilde bembeyaz kumun yanında, turkuaz rengindeki suya sahip olan plajlara doğru yolda olduğumu görebiliyorum. Keyif ve heyecan verici. Düşüncelerim beni heyecanlandırırken pencerenin önünden ayrılmış bilgisayarımın başına tekrar geçmiştim.

Havanın çok soğuk olmadığı ve rüzgârın az olduğu dönemi bekliyordum. En güzel tarih ocak ile mayıs arası olduğu konusunda araştırmamı sonlandırdım. Güzel bir tarihti benim için Tayland macerasından sonra biraz dinlenip tekrar yola çıkmak için mükemmel bir zamanlama. Küba ikliminin yıllık ortalama 26 derece olması ise yıl boyu gidebilme potansiyelim olmasına da olanak sağlıyor.

Kübalılar, sıcakkanlı, iletişime açık insanlar olduğu konusunda yaptığım araştırma beni oldukça rahatlattı. İnsan olmak özel ve güzel bir şey ama bir insanın başka bir insanla iletişim kurması çok daha özel bir enerji ve duygu bütünlüğüdür.

Müzik ve dans hiç ayrılmayan, kavga etmeyen ve her zaman uyum içinde olan iki sevgiliyi andırır. Her zaman bir aşk ve şevkin somutlaşmış hali gibi görürüm. Ne zaman dans eden çiftleri görsem hayata bakış açım daha da güçlenir. Dünya da güzel olan şeyler baki kaldıkça yaşamak için daha zamanımızın olduğuna inanır bir sigara yakarım. Kübalılar da bu sevgilileri oldukça önemser. Kökleri İspanya ve Afrika dayanan halk, müzik ve dansa oldukça önem veriyor har cadde başında, ortasında ya da sonun da canlı müzik ve dans eden insanlarla eşlik edebilir veya yaşananlara seyirci kalabilme gibi alternatiflere sahip.

YİYELİM İÇELİM

Gün boyu Küba’da geçirdiğim zamanları hayal ederken karnım oldukça acıkmıştı. Atıştırmalık hazırlamak için mutfağa doğru yürümeye başladım. Yürürken de hayallerim benimle eşlik ediyordu. Atıştırmalık için malzemelerimi çıkarıp birleştirirken Küba da ne yemeliyim diye sordum kendime. Yemek kültürünü bilmiyorum ama içeceklerine hakimim dedim kendi kendime. Birkaç herkesin bildiği yerel içki ve kahve oldukça tüketilen ve turistler için gidip denemeleri gereken bir deneyim olduğunu biliyordum ama yemek konusundan o kadar da bilgili değilim. Atıştırmalıkları hazırladıktan sonra oturmaktan eskittiğim koltuğuma yerleştim bilgisayarın sağına atıştırmalıklarımı koydum ve Küba da yemek yeme hakkında temel bilgiler edinmek için internete giriş yaptım. Et ağırlık beslenen biri olarak oldukça meraklandım Küba da ne yiyeceğim derken açtığım bir iki site bana yoğun olarak ızgarada pişmiş etin tüketildiğini söyledi. Izgara et yemeğini biraz daha irdeledim ve evet Küba da et oldukça tüketilen bir ürün olduğunu onaylamış oldum bu durum beni rahatlattı ama tatmin etmedi açıkçası. Izgara etin yanında lahana, siyah fasulyeli pilav, haşlanmış patates gibi garnitürlerin servis edildiğini okudum besleyici ve iştah açıcı olan bu menü atıştırmalıklarımı hızlı yememe vesile olmuştu. Küba da vazgeçilmez olan bir diğer ürün Karayip mutfağının en temel öğesinin pirinç olduğunu öğrendim. Çıkmak istediğim yolda gideceğim iki ülkede de pirince doyacağım sanırım.  Küba da pirinci sade, etli, deniz ürünlü veya sebzeli şekilde servis edilebilmekte olması Türk mutfağına benzerlik gösterdiği kanısında olumlu sonuçlar aldım. Küba mutfağının Karayip, İspanyol ve Afrika’dan etkilenmiş bir mutfaktır. Küba’nın en ünlü yemeğini araştırmaya geçtim Küba ya gitmişken en ünlü yemeğini yemezsek olmaz dedim içimden. Küba’nın en ünlü yemeği aynı zamanda milli yemekleri olan bir ürünle tanıştım ‘’Congri’’. Yeşil ve kırmızı biber, soğan, sarımsak, siyah fasulye, uzun taneli pirinç ve son dokunuş olarak aromatik değeri yüksek olan defne yaprağının tecrübeli ellerle harmanlanması sonucu oluşan Congri tüketilmesi gereken en öncü ürünlerden biri olduğuna tatmin oldum.  Araştırmanın devamında yemek yemeye gittiğiniz her yerde Congri’yi servis ettiklerini okudum gittiğim her mekânda bu yemeği tadacağımdan dolayı başka ne deneyebilirim sorusunu sordum kendime. Deneyebileceğim ürünleri araştırırken iki isimle tanıştım Ropa Viaja ve Cerdo Asado adlı ürünler ilgimi çekmişti. Ropa Viaja, ülkemizde tüketilen kuzu tandırın biraz modernleştirilmiş halini olduğunu öğrendim. Kuzu tandırdan ayıran bu özellik Ropa Viaja’nın domates sosu ile pişirilmiş olmasıydı. Gayet garanti bir yemek olduğunu düşündüm beğenmeyeceğimi düşünmüyorum ve kesinlikle bunu deneyeceğim dedim. İkinci karşılaştığım isim Cerdo Asado, ülkemizdeki kuzu çevirmeden farklı olarak kuzu yerine domuz kullanılıyor olmasıydı. Yeni lezzetlere açığım ve domuz Küba gibi ülke de denenmeye değer olabileceğini düşünüyorum. Yemek için seçilecek restoranlara baktım üç belki de dört sitede rastladığım iki yer buldum hem de Havana da ‘’Paladar La Guarida ve Dona Eutima’’. Küba da geçireceği ilk iki gece de bu restoranları gidip deneyimlemek isteği kabardı ve Küba da ilk iki gecenin restoranlarını belirlemiş oldum.

ÜNLÜLERLE TANIŞMA ANI

Küba da yapacaklarımın planını hazırladıktan sonra en önemli konuya değinmeye sıra gelmişti. Küba denince akla gelen yegâne iki unsur var Küba purosu ve rom. Tabii tütün ve alkolün zararlı olduğunu unutmayalım. Küba iklim özellikleri ve toprak kalitesi nedeniyle dünyanın en özel tütünlerini yetiştirdiği tartışılmaz bir gerçektir bu iki unsur nedeniyle Küba puroları dünya çapında ses getirmiş durumda.  Küba sokaklarında turistlerin yanına gelip puro satmaya çalışan insanlar geldiğini ve çeşitli yalanlar ile ikna etme çalıştıklarından bahsetmişlerdi. Küba’yı meşhur eden bu ürünlerin satıldığı en iyi yeriN “la casa del habanos” denen devlet mağazaları olduğunu öğrendim ve bu beni biraz rahatlattı. Küba’da devlet mağazalarının oldukça dürüst ve güvenilir olduğunu biliyordum. “La casa del habanos” adlı devlet mağazalarında çeşitin olduğunu öğrendim. Benim için ise önemli olan Fidel Castro’nun kullandığı ve Küba’da da oldukça meşhur olan Cohiba markasıdır.

Planlar yapıldı, programlar hazırlandı. Tayland arkasından Küba. Yeni anılar için ben hazırım ve dünya beni bekliyor. Beni bekleyen birini bekletecek kadar saygısız biri değilim. Hazırım artık tecrübe kazanmaya dünyayı keşfetmeye ve bir gezgin olmaya hazırım. Beni bağlayan tek şey bu dünya ve bu dünya kendisini keşfetmem için bekliyor. Yollar bugüne kadar hiç bu kadar kısa gelmemişti. Dünyanın diğer ucu hiç bu kadar yakın olmamıştı. Vücudumdaki her hücre gitmek için sabırsızlanıyordu çünkü yollar beni bekliyordu.

 

©2018 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account