DAHİLİKLE DELİLİK ARASINDAKİ ÇİZGİ BERLİN!

DAHİLİKLE DELİLİK ARASINDAKİ ÇİZGİ BERLİN!

Almanya deyince akla ilk gelen şehirlerden biri olan Berlin, birçok Avrupa kentinden çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir şehir. Aslında koca bir metropol olmasına rağmen birçok güzelliğin kalabalığa kapılıp silinip gitmesine izin vermemiş. Birçok farklı kültüründen insanı bir arada barındırmasından kaynaklı çok kültürlü olmasına karşın hiç kaos yaşanmıyor. Turist dostu şehirde ulaşım çok kolay ve ucuz. Raylı sistemle şehrin birçok noktasına özellikle turistlik noktasına rahatça ve hızlıca gidiyorsunuz. Beton binaların yanında tarihi ve estetik binalar ahenkle dans ediyor. Hiç beklemediğiniz bir ara sokakta binaların içinde pembe bir ağaç sizi karşılarken arkasındaki sokak sanatına da hayran kalıyorsunuz. Berlin hiphop, punk gibi alt kültürlerin gerçekten yaşandığı şehirlerden biri.

Sokaklarında gerçekten graffitiden fazlası bir sanat var. Meşhur Berlin duvarının üzerindeki East Side Gallery gibi… Şehirde deli ve dahi dengesi beni etkileyen şeylerden oldu. İnsanlar her şeyi özgürce yapabilirken diğer insanlar onların ne yaptığı ile ilgilenmiyor. Bir köşede sokak müzisyeni pantolonsuz şarkı söyleyebiliyor. İnsanlar para atıp yanlarından geçip metroya biniyor. Öteki köşede bir adam insanlara 1 Euro karşılığında şiir yazıyor. Avrupa şehrinin güzelliğini yaşarken Türk nüfusunun yoğunluğuyla da hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Bunun en güzel yanı ise, kaybolduğunuzu hissettiğinizde ya da yanlış yola saptığınızda gördüğünüz ilk marketten, ‘şuradan sola dön, ilerde sağda’ rahatlığında yol tarifi alabiliyor olmanız. Bütün bunların yanında canlı bir tarih müzesi aynı zamanda. Hitler dönemi, İkinci Dünya Savaş ve sonrasındaki soğuk savaş döneminden birçok anıyı sokaklarında sergiliyor. Geçmiş ile bu kadar barışık olup her şeyi açıkça sergilemeleriyle etkiliyor siz Almanlar…

BERLİN’İN SİMGESİ BRANDENBURG KAPISI

Kapı gerçekten ihtişamlı ve oldukça popüler. Hemen kuzeyinde de Reichstag bulunuyor. Ben ilk duyduğumda ‘Banane elin parlamentosundan’ demiştim ama burayı ziyaret etmeye değer yapan oldukça enteresan özellikleri olan tepesindeki cam kubbe. Brandenburger’e kadar gitmişken buraya da göz atmanızda fayda var.

Reichstag, tepesindeki cam kubbenin bir mühendislik harikası olduğu, kubbeye vuran ışığı değişik açılarda aynalardan oluşan bir yapı ile parlamento salonuna yansıtabilen, üzerine inen yağmur suyunu arıtıp kullanan, üzerindeki güneş panellerinden elektrik elde eden çok amaçlı bir bina.  Cam kubbe, etkileyici bir Berlin manzarası ile sizi başbaşa bırakıyor. Baktığınız manzarayı anlatan kulaklıklardan alırsanız da çıktığınıza değiyor.

Binanın tarihiyle ilgili ilginç ayrıntı ise Hitler’in bu binaya hiç ayak basmamış olması. Çıkacaksanız mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Bunun yanında kilise, katedral severler için en popüleri ve ihtişamlısı, Berliner Dom. Büyük, etkileyici bir yapının mutlaka içine de göz atmalısınız. Üşenmeyip en tepeye tırmanırsanız etkileyici bir panaromik şehir manzarası ayaklarınızın altında oluyor.  Ayrıca kilisenin önünden kanal turları da yapılıyor. Şehir kanalların arasından seyretmek de oldukça etkileyici bir deneyim…

BERLİN’DEKİ YIKIMA TANIK OLMAK İÇİN

Doğu Berlin ve Batı Berlin arasındaki ana geçiş noktası Checkpoint Charlie’da soğuk savaşın Berlin’deki yıkımına yakından tanık olmak adına görülmesi gereken yerlerden biri.. Savaş yıllarında, aradaki geçişlerin engellenmesi açısından bir zamanlar bu noktada Amerikan ve Sovyet askerleri nöbet tutuyormuş.

Kısaca bir kontrol noktası. Berlin’de en az Amsterdam kadar müze cenneti ama görülmesi gerekenlerin başında Topography of Terror müzesi geliyor. Burada Hitlerin gelişini ve yüklişini ve çöküşünü tarih belgelerle sergiliyorlar,  fazlaca yürek burkan bir yandan da hayretle deheşete düşüren bir tarih.

BERLİN GECE HAYATI NEREDE?

Tüm bunların içinde Berlin’i Berlin yapan, gidenleri döndüğünde her fırsatta ‘Berlin övdüren’ şey aslında Avrupa’nın en yaratıcı, en farklı düşünen insanlarının bu şehrin havasını değiştirmesi… Dünyada nüfusa göre sanatçı oranın en yüksek olduğu şehirler içinde ilk 5’te. Berlin’in vitrinden gözlemlemek isterseniz google’da çıkan gezilecek yerler önerilerinden seçip gezebilirsiniz.

Ancak Berlin’in havasını soluyup yaşamak isterseniz Berlin alt-kültürünün kalbinin attığı alternatif noktalara da gitmelisiniz. Özellikle Berlin alt-kültürünün mabedi olan Friedrichshain’daki Revaler Sokağı‘nı görmeden Berlin gece hayatını gördüm diyemezsiniz. Burası şehrin en popüler yeri… Hem müzelere galerilere alternatif bir çağdaş sanat alanı, hem sanatçılara ve workshop katılımcılarının kullanımına açık bir atölye, hem performans, festival, etkinlik mekanı, hem gece kulübü, hem de akşamüstü happy hour yapmak ve bir şeyler atıştırmak için ideal bir buluşma noktası.

KÜÇÜK İSTANBUL: KREUZBERG

Berlin’e kadar gidip Kreuzberg’i görmeden dönmek olmaz. Burası baya bildiğiniz ünlü gurbetçi rapçi Kılla Hakan’ın da dediği gibi ‘Küçük İstanbul’… Tabelalar, sokaktan gelen sesler, teyzeler, kafeler herkes her yer Türk. Ama son zamanlarda aynı zamanda bir hipster cenneti ve şehrin gelişmekte olan alternatif noktasına da dönüştüğü için burada yapacak birçok şey bulmanız da mümkün. Ayrıca Kreuzberg çevresinde kapısının ve kendisinin gizli olduğu underground kulüpler de mevcut. İçlerinden birinin adı Trixter’dı. Eğer sadece Almanların olduğu bir bara gitmek istiyorsanız tercih sebebiniz olabilir. Bir de Karl Max’da bir alışveriş merkezinin tepesinde kendi krallığını ilan etmiş, Klunkerkranich var. Burada yemeğinizi yerken ya da içerken çeşitli sanatçılarından canlı müzikler dinleyebilirsiniz. Bu mekanda cumartesi günleri çok kalabalık olabiliyor.

Berlin Duvarı’nın üzere 1990-91 yıllarında, 100’ün üzerinde sanatçı tarafından yapılan duvar resimleri yani graffitinin bulunduğu  East Side Gallery ise en göz alıcı yerlerden biri. Buraya sahip çıkış biçimleri Berlin’in ne kadar farklı bir şehir olduğunu bir kere daha yüzünüze çarpıyor. Ve buraya kadar gelmişken çok yakın olan Yaam’a da uğramadan olmaz. Burası 15 yıldan fazla geçmişiyle Berlin’de çok kültürlülüğün tavan yaptığı çok yönlü kullanılan yaratıcı bir açıkhava mekanı.  Spree Nehri’nin kıyısında bir beach adeta. Biraz Afrika biraz Karayip sanatından ve kültürünün karıştığı bir hava var.  Reggae, Rap, Hip Hop gibi tarzlardan oluşan canlı konserlerden, partilere ve outdoor spor etkinliklerine graffiti, sokak sanatı, müzik, spor, yeme-içme-eğlence ile iç içe bir yer. Gelmişken Afrika mutfağını deneyimleyebilirsiniz.

BERLİN’DE NE YENİR?

Berlin’de ne yenir ne içilir diye soruyorsanız. Kesinlikle çeşit çeşit Alman biralarının tadına bakmalısınız. Onun dışında belirgin bir mutfağı olmadığı için tüm mutfakları burada bulabilirsiniz. Ancak meşhur dönerinden de yemelisiniz. Burada dönerler, Alman damak tadına uygun olsun diye bol soslarla sunuluyor. En meşhurları da Mustafa’s Gemüse Kebap. Her yerde dönerci görmeniz mümkün ama burası çok popüler. Bir büfe olan Mustafa’s Gemüse Kebap, hatta döneri kadar önündeki kuyrukla da meşhur. Ne zaman önünden geçsem uzunca kuyruk vardı.

Kottbusser Damm’da nehir kenarındaki Ankerklause’da Almanlara özel kahvaltı ritüelini deneyebilirsiniz. Berlin parklarıyla ünlü bir yer  ve eğer yağmurlu mevsimde gitmediyseniz -ki bu ancak temmuz ayında olabiliyor- mutlaka parklarda oturup bira yudumlamalısınız. Berlin’de doyasıya gezmek için 3-4 güne ihtiyacınız var ancak 4 günlüğüne geldiğiniz şehirden ben burada yaşamak istiyorum diyerek ayrılmak istemeyebilirsiniz…

©2017 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account