Dubrovnik’te Görülmesi Gereken Yerler

Dubrovnik’te Görülmesi Gereken Yerler

Şehirleri tarif etmek için birtakım sıfatlara ihtiyaç duysaydık, Dubrovnik için, küçük, kederli, şekerli, hüzünlü, oyuncaklı, eski, cezbedici, davetkâr tanımlarını hiç tereddütsüz art arda sıralayabilirdik ve öyle de yaptık. Dubrovnik, yakın tarihin en hüzünlü parçalanmalarından birinde, Yugoslavya dağılırken aldığı yara bereye rağmen, Hırvatistan’ın incisi, Dalmaçya kıyılarının biriciği, Adriyatik’in yıldızı olarak turkuvaz kıyılardan hınzırca göz kırpıyor.

6 Aralık 1991 günü Sırp ve Karadağlı top ateşine maruz kalan kentin en büyük kaybı, elbette ki Stari Grad yani Eski Şehir kısmında olmuş. Bir avuçcuk Dubrovnikçik hırpalanmış, kırılmış, dökülmüş ancak UNESCO savaştan sonra duruma el atıp da burayı listesine alınca 2005’te kent yeniden ayağa kalkmış. Turizm, Hırvatistan’ın yaşayabilmesi için en elzem başlık. Bu sebeple kıyılarına, şehirlerine bebek gibi bakıyorlar. Geliniz şimdi bu küçük kederli kızın, Dubrovnik’in şaşaalarını, kuytularını, lezzetlerini, hikâyelerini beraber görelim…

Old City

Yani Stari Grad… Yani asıl Dubrovnik, eski kent. Ortaçağ ile yaşıt. Avuç içi kadar. Adriyatik kıyısına kurulu. Etrafı surlarla çevrili. Game Of Thrones çekimlerine evsahipliği yapacak kadar şahane pozlar veriyor. Ana caddesi Stradun ve ızgara plana yayılı küçücük, dapdaracık sokakları ile akıl uçuran.

Şehir Surları

Eski şehri sarıyor, koruyor, kuşatıyor. Şehrin ana kapısı Pile’den girince hemencecik sola kıvrıldığınızda, 2 kilometremik şehir suru yürüyüşü yapabilmek için sizi bekleyen merdivenleri görebilirsiniz. Bunu yapmadan Dubrovnik’ten sakın dönmeyiniz!

Müze Eczane

Hani şehrin ana kapısı Pile’den girdik ya, hemen soldan surlara çıkmaz ve devam ederseniz, iki adım attıktan hemen sonra Franciscan Manastırı’nı göreceksiniz. Tabela yok. Dubrovnik’te mümkün olduğunca az yazı var duvarlarda. Kalabalık etmesin, gözü zorlamasın diye muhtemelen. Bu manastırın içinde dünyanın en eski eczanelerinden biri var. 1391 yılında açılmış. Tebabet ilminin geldiği yer karşısında saygı duymak için birebir.

Savaş Anıları Müzesi

Pile Kapısı’ndan girdiğinizde sizi karşılayan cadde Stradun. Dümdüz yürüdüğünüzde karşınıza çıkan saat kulesinin solunda Sponza Sarayı var. İşte onun alt katı War Photo Limited. Yugoslavya dağılırken çıkan savaşın ve ölenlerin fotoğrafları ile dolu. Mümkünse buraya ilk gün giriniz. Dubrovnik ile yakın ilişki kurunca ziyaret duygusal açıdan yükü ağır olabiliyor.

Saat Kulesi

Bütün heybeti ile işte Stradun Caddesi’nin en önemli süsü ve Orlando Heykeli’nin can kardeşi. Zamanında, yelkovan yapılmamış. Zira insanların yavaş tempodaki hayatında dakikalara hiç ihtiyaç olmazmış. Kulede ayın evreleri gösteren bir top da var. Saat Kulesi’nin yerel dildeki adı da dikkat çekici: Sahat Kula…

Orlando Heykeli

Roland Sütunu diyen de var. Saat kulesinin kankası. Elinde kılıcı ile meydanı bekliyor. Orlando esasen bir asker fakat ticarette çok önemli bir vazifesi varmış. Dirsekten parmağının ucuna kadar olan uzunluk, bir ölçü birimi olarak kullanılmış. 51,2 cm’ye tekabül eden bu uzunluk, tüccarların işini kolaylaştırmak için Orlando’nun ayak ucunda düz bir çizgi olarak duruyor.

Aziz Vlas Kilisesi

Sveti Vlaho, Aziz Vlas, Sebasteli Vlas, Saint Blaise… Hepsi aynı şey. Katolik inancında mühim bir kimse. Sivas’ta 280-316 yılları arasında yaşadığı düşünülüyor. Dubrovnik’in koruyucusu aynı zamanda. Kilise, Orlando’nun heykelinin hemen arkasında.

Rektör’ün Evi

Üniversite rektörü gelmesin aklınıza. Latincede “yöneten” anlamı taşıyan rektör, Dubrovnik’i idare edenler için kullanılmış. Rektörler, bu sarayın üst katında aileleri ile birlikte hapis gibi yaşarmış. Güvenlikleri için dışarı çıkmaları mümkün değilmiş. Bu yüzden de 2 ayda bir değiştirilirlermiş. Saray, yine Orlando’nun arkasında, sol çaprazında.

Ressam Ivo Grbic’in evi

Postane’nin hemen yanı; kime sorsanız postaneyi gösterir de Ivo’nun evini herkes bilmez. 1991’deki top ateşinde yanan yıkılan ve restore edilen evin dış duvarlarına Ivo’nun astığı fotoğraflar, insanı hem hüzünlendiriyor, hem güldürüyor. Ivo 1931’de doğmuş, 84 yaşında. Gelenleri kucaklayarak karşılıyor. Hayattayken görmekte fayda var.

Liman

Hani Pile Kapısı’ndan girdik ya, hani sonra dümdüz gittik, saat kulesine geldik. Hah onun tam arkasında liman var. Deniz dupduru, kafeleri güzel, dondurmaları ballı kaymaklı. Buradan tekne turlarına katılabilirsiniz. Bunlar mevsimine göre kısa ya da uzun turlar olabiliyor. Pembe de bir denizaltı yapmışlar. Yarım batıp eğlenceli seferler yapıyor. Ayrıca altı camlı Glass Boat da ilginç.

Teleferik

Cable Car da deniyor. Muhakkak binmeli. Orlando’nun heykeline sırtınızı verince tam karşıdaki sokakların üçüncüsünden girip merdivenleri tırmanmanız gerek. Yüksekten korkanlar için ölçtük, teleferiğin yukarı çıkması tam tamına 3 dakikacık sürüyor. Diş sıkmaya değer. Kesinlikle!

Buza Bar

Şehir surlarının alt tarafındaki kayalıklara kurulmuş bir kafe. Alkollü içecek servisi de var. Lüks, konfor, wifi aramayın! Kayalardaki iptidai masalara yayılın ve enfes manzara eşliğinde içeceğinizi yudumlayın. Muhakkak!

 

©2019 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account