Gezmeyeceksek Niye Doğduk?

Gezmeyeceksek Niye Doğduk?

Birine dua edeceksem, “Hayatta en çok sevdiğin şeyi yapabilmeni diliyorum” derim. Sanırım birinin sağlam hayır duasını aldım ki, bilhassa son 3 yıldır, yattığım yeri bilmiyorum. İyi ki… Bir de motto uydurdum buna:

Gezmeyeceksek niye doğduk?

Gezip görmeyecek ve dünyanın rengârenk köşelerini, insanlarını, şarkılarını, yemeklerini, seslerini, özlerini,acılarını, sevinçlerini içselleştirip hemhâl olmayacaksak niye doğduk? Hele bu devirde ve bu imkânlarla…

Girizgâh biraz uzun kaçtı. Sebebi var. Bu benim Pronto Blog için yazdığım isimli, cisimli, resimli ilkyazım. Biraz kendimi ifade edeyim istedim, affola…

Size Dubrovnik’i anlatacağım sevgili arkadaşlar. Adriyatik kıyılarına gideceğiz birlikte. Şimdi evvela ilk sorunuzu duyar gibiyim. “Vize var mı?” Tabii ki var. O eskidendi öyle çat kapı. Hırvatistan 2013’te AB üyesi oldu ve işte o tarihe kadar vizesiz giden gitti.

dubrovnikte-gorulmesi-gereken-yerler

Hırvatistan, Yugoslavya parça pinçik edilince ortaya çıkan 6 ülkeden biri ve bence en şanslısı. Niye? Dalmaçyalı kıyılara bir kurulmuş ki, sittin sene yerinden kalkmasa aç kalmaz. Çünki gördüğüm eski kentler arasında en etkileyici olanlardan sur içindeki Dubrovnik onda. Deniz ve adalar onda. Sükûnet onda… Dubrovnik’e gitmek için sebep çok yani. Bazı ülkeler ve şehirler vardır ya, “Ay doymadım bir daha geleyim” dersiniz, Dubrovnik onlardan.Peki ben ne yaptım ve nesine doymadım?

Anlatayım…

Dubrovnik’te yapılacak işler listesinde bir kere kent duvarları üzerinde yürümek var. Aslında 1 ya da 1 buçuk saat kadar sürecek bu turu elinizden geldiğince uzatın. Tadını çıkarın. Buza Bar diye bir yer yapmışlar ki akıllara ziyan. Kayalıklar üzerine kurulu. Konfor yok, internet yok. Fakat sessizlik ve manzara her şeye bedel. Bunu listenize yıldızla işaretleyin e mi…

Gelelim ikinci önemli işe. Tabii ki teleferik. Cable Car da diyorlar. Eski Kent içinden, Saat Kulesi’ne yakın sokakların birinden ulaşabileceğiniz istasyona gidin ve teleferiğe kurulun. Denize bakan pencereye yerleşin ve yükseldikçe aşağıda oyuncak gibi kalan eski şehrin büyüsüne kapılın. Tırmandıkça yeni evler de bitsin. Çam ağaçlarının üzerinden süzülün ve en sonunda çıplak kayalıklar üstünden Adriyatik ile birlikte şahane Dubrovnik’i seyredin. Benim tavsiyem, bunu günbatımında yapmanız. Hani anlattım ya girişte, doymadığım başlıklar var diye. İşte bu ilk iki madde beni Dubrovnik’e bir daha götürür. Sizi niye götürmesin?

Üçüncü yapılacak iş, tekne ile denize açılmak. Ay bak, eksik söylemişim, bu maddeyi de ekleyeyim doyulmayanlara. Zira ben gittiğimde hava soğuktu ve denize giremedim. Adriyatik’in lacivert sularını içmek, adalarına çıkmak, denizinde kendimi dinlemek istiyorum. Evet evet, ben bir Dubrovnik planı daha yapmalıyım.

Dubrovnik’te girişinde müze eczane var. Onu muhakkak görürsünüz. Eczaneye girince, kendinizi Orta Çağ’da hissediyorsunuz. Zaten o kadar eski. Game Of Thrones filmini çekmek için Dubrovnik’i seçmiş olmalarından biç…

dubrovnik-hakkinda-genel-bilgiler

Kentin girişindeki Pile kapısında akşam saatlerine yakın Sandro diye bir gitarcı beliriyor. Benim için çok önemli bir figür o. Çünki bizim de bildiğimiz şarkıları çalabiliyor ve beraber söyleyebiliyorsunuz. Huyum kurusun, her gittiğim kentin sokaklarında avaz avaz şarkı söylemek huyum var ve sokak çalgıcıları bunu kamufle etmek için şahane bir seçenek. Gidince, benden bir selam söyleyin. Size mutlaka içli bir aşk şarkısı söyleyecektir. Paco de Lucialı gitar kutusuna atacağınız küçük bahşiş ile gönlünü etmeyi unutmayınız.

Peki nerede kalacaksınız? Babin Kuk diye bir bölge var. Bu bölgedeki oteller çok konforlu. ProntoTour misafirleri buralarda kalıyor. Üstelik buradan çıkıp eski kente yürümek de insana çok iyi geliyor. Ben yaptım. Gidince siz de yapın.

E ne yiyecek, ne içeceksiniz, biraz da bunun hakkında konuşalım. Taj Mahal diye bir Bosna lokantası buldum ben. Burayı muhakkak denemelisiniz. Boşnak mutfağı, eti ve hamuru büyük bir ustalıkla bir araya getiriyor. Kırmızı şarapları da şahane. Hızlı atıştırma türünde bir şeyler isterseniz, pizzacılar güzel. Tuttobene’de yedim. Sandviçleri de başarılı. Fakat en güzel yemeğimi, teleferikle tırmandığım tepedeki Panaroma Restaurant’da tattım. Deniz mahsullü bir salata ve lazanya sipariş ettim. Tavsiye ederim.

Balkan milletleri şarap ve bira üretiminde lezzetli seçenekleri çoktan yakalamışlar ve tadına baktığınız tüm seçeneklerden memnun kalabileceğinizi söylemek isterim. Zeytinyağları, reçelleri, şarapları, Türkiye’ye getirmek için parlak seçenekler.

Eski kentin içinde sabahları kurulan bir Pazar var. Ona bakmanızı öneririm. Kentte hepi topu 3 meydancık var. Aradığınız her şeyi hop diye bulmanız çok kolay. Pazar bu meydanların birinde ve geç kalmayın. Tezgâhlar öğleye kalmaz.

dubrovnik-meydanları

Saat Kulesi’nin dibinde savaş anıları müzesi var. Burayı mutlaka görmenizi önenirim. Zira, sur duvarlarında yürürken de dikkatinizi çekecek, çatıların bazısı çok eski kiremitten. Geneli ise yepyeni. İşte bu, 1991’deki Sırp ateşinin izleri… Teleferikle yukarı çıktık ya hani, hah işte o tepeye kurulan toplar ile şehri adamakıllı dövmüşler ve müzede bunun izlerini sürmek mümkün. Müze dediğim şey de zaten bizim salonlardan hâllice bir büyük oda. İhmal etmeyiniz bunu.

Dubrovnik’te bir deli ressamla tanıştım. 90 yaşlarında falan. İsmi Ivo Grbic. Postanenin hemen yanındaki evde oturuyor. Evinin dış duvarlarını savaş fotoğrafları ile doldurmuş. Anıları diri tutuyor. Lakin üslûbu şahane. Ivo’nun evine uğrayıp top ateşi ile dağılan evinin önünde battaniyeye sarınarak çektirdiği fotoğrafa bakmayı sakın unutmayın. Bakınız, daha fazla ipucu vermiyorum, o eve gidiniz, seveceksiniz.

Ivo’nun evine gitmişken, postaneden kendinize bir kart atın. Siz eve geri döndükten sonra arkanızdan gelecek bu karta, kendiniz için iyi dileklerinizi yazın. Bu müthiş olmaz mı?

Dubrovnik’in gece hayatı yaz aylarında renkli. Ravelin diye bir gece kulüpleri var. Limanın tam karşısında. Soldaki yamaçta. Manzarası şahane. Gece hem buradan ışıklar altındaki Dubrovnik’e bakmak hem de yüksek enerjiyi hissetmek için harika bir seçenek olabilir…

dubrovnik-yuruyus

Bitirirken, dondurmaları ihmal etmemenizi de önereyim. Dubrovnik’in parası Kuna. Bir top dondurma 10 Kuna. PekiKuna için bir parite vermek gerekirse onu da söyleyeyim: 70 Kuna=10 Euro. Hesabınızı buna göre yapınız.

Pile Kapısı’ndan girdiğinizde soldaki müze eczanenin hemen yanında bir kafe var. O kafenin lattesi ile Dubrovnik kekini de tatmanızı öneririm.

Aman Allahım!

Dubrovnik’e gitmek, hattâ tekrar gitmek için ne çok sebep varmış meğerse…

Yeni bir hikâyede tekrar buluşmak üzere sağlıcakla kalmanızı dilerim.

©2020 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account