IŞIĞIN ŞEHRİ PARİS

IŞIĞIN ŞEHRİ PARİS

Victor Hugo’nun deyimiyle “şehirlerin şehri” Paris, küçük bir kasabadan dünyanın başlıca metropollerinden birine dönüştüğü köklü tarihi ve olağanüstü atmosferiyle büyüleyicidir. Çoğu Avrupa şehrinin aksine, dünya savaşlarından yara almadan kurtulan Paris’in sokakları, anıtları ve müzeleri geçmiş yüzyılların zarafetini yansıtıyor.

Paris’e kaçıncı gidişiniz olursa olsun, uçak inişe geçtiğinde sanki ilkmiş gibi bir heyecan kaplar. Havaalanından şehir merkezine ilerlerken kısa bir süre sonra her bir yapısı sanat ve tarih kokan binaları ile sarmalar sizi. Romantik bir şehirdir Paris; kafelerde, evlerde ellerde şarap ya bir sevgili ya da dost sohbetiyle sessizce karanlığa bürünür. Eyfel’in ışığı dolaşır tek tek bütün odaları, derken sessizliğe gömülür…

İşte böyle… Paris’te her biriniz bir yazar, bir şair, bir filozof olursunuz çünkü ruhunu, kimliğini değiştirmemiştir. Korumuştur bütün değerlerini, başlı başına bir kültürdür. Sokaklarında yürürken, her köşede her bulvarda bir dolu hikaye karşılar size. Anlatılmaz yaşanır ama ben de bir Nisan ayı gezdiğim Paris’i anlatmak istiyorum sizlere…

GEZİLECEK YERLER:

  • Tour Eiffel – Eyfel Kulesi

Eyfel Kulesi yalnızca Paris’in değil neredeyse dünyanın en ünlü kulesidir. Mühendis Gustave Eiffel tarafından 1889 yılında Paris Fuarı için geçici süreliğine yapılmış ancak günümüze kadar ulaşmıştır. İnşaat süresi 2 yıl 2 ay sürmüş yapı toplam 324 metre yüksekliğindedir. Her 7 yılda bir 60 ton boya ile boyanıyormuş.

Kule 3 farklı platformdan oluşuyor. 57 metre yüksekliğindeki 1. platforma 360 basamaklı merdivenlerden yürüyerek yada asansörle çıkabilirsiniz. Bu platformda Cineiffel adında ufak bir müze bulunuyor. müzede kulenin yapım aşamaları ve kuleyi ziyaret eden ünlülere ait videoları izleyebilirsiniz.

2. platformun yüksekliği 115 metre. 1. platform ile arasındaki 359 basamağı yürüyerek yada asansörle çıkabilirsiniz. bu platformda Le Jules Verne Restaurant bulunuyor.

3. platformun yüksekliği ise 276 metre. Eyfel kulesinde çıkabileceğiniz en son aşama burası. İçerisinde çok güzel bir seyir terası bulunan platformda Gustave Eiffel’in çalışma ofisi de bulunuyor. Bu platforma da 1665 basamağı yürüyerek yada asansörle çıkabilirsiniz.

  • Arc de Triomphe de I’etoile – Zafer Takı

Eyfel kulesinden sonar Paris’te en bilinen yapı Zafer Takı’dır. Tak, dünyanın en büyük döner kavşaklarından birinde yer alır. Charles de Gaulle Meydanında yer alan kavşak tam 12 caddenin birleşim noktasıdır. Zafer Takının ön yüzü ise şehrin en ünlü caddesi Champs Elysees (Şanzalize) bakıyor.

Napolyon, en büyük zaferi olan Austerlitz Savaşının ardından askerlerine eve döndüğünüzde zafer taklarının altından geçeceksiniz demiş ve ertesi yıl takın yapım çalışmaları başlamış. Ancak işler planlandığı gitmemiş, Napolyon’un zamanla gücünü kaybetmesiyle yapı ancak 30 sene sonra 1936 yılında tamamlanmış.

50 metre yüksekliğindeki Zafer Takı’nın tam altında bulunan Meçhul Askerin Mezarı yapının en özel bölümüdür. Mezarın bulunduğu alanda: “Burada, 1914-1918 yılları arasında babalarının toprakları için ölmüş olan Fransız askerleri yatmaktadır” yazıyor. Mezarın en büyük özelliği ise bu alanda bulunan sönmeyen ateştir. Her akşam 18:30’da ise ateş sembolik olarak canlandırılıp mini bir tören yapılmaktadır.

Zafer takını çevreleyen kemerlerin üzerinde isimler yazılıdır. Bu isimler Napolyon’un kazandığı savaşların adıymış. Zafer Takı’nın en üst katında bir seyir terası bulunuyor.

  • Arc de Triomphe de Carrousel

Paris’in en önemli 3 takından biri olan Arc de Triomphe de Carrousel, Carrousel meydanı ile eski Tuileries Sarayı arasında kalıyor. Aslında Louvre müzesinden çıkar çıkmaz karşınıza çıkacak… Napolyon tarafından 1808 yılında Avusturya zaferini kutlamak amacıyla yaptırılmış. Zafer yolunda yapılmış olan 3 takın en küçüğüdür. Diğerleri Champ Elysees caddesinin sonundaki Arc de Triomphe de I’etoile (Zafer Takı) ve La grande Arche de La Defense’dir. Buradan batıya doğru baktığınızda Concorde meydanı ve ünlü dikilitaşı ile Champ Elysees sonundaki Zafer Takı’nı görebilirsiniz.

  • Musee du Louvre – Louvre Müzesi

Dünyanın en etkileyici müzelerinden biri olan Louvre, 35.000 aşkın paha biçilmez sanat eseri ile sadece Paris’in değil dünyanın en büyük müzelerinden biridir. Sanat ile aranız iyi olsun olmasın, bu müze Paris gezisi bıyunca mutlaka ziyaret edilmesi gereken noktalardan biridir. Müzeyi yılda yaklaşık 10 milyon kişi ziyaret ediyormuş.

Öncelikle bu müzeye gitmek için önceden online bilet almanızı öneririm. Bu yöntem ile hem giriş ücreti daha uygun hem de uzun bilet kuyruğu beklemekten kurtulursunuz. Eğer online bilet alamazsanız ya sabah çok erken yada akşam kapanış saatine yakın gitmenizde fayda var kuyruk beklememek için.

Louvre müzesinin avlusunda büyük ve küçük cam piramitler bulunuyor. I.M.Pei’nin tasarladığı bu piramitler, 1989 yılından sonra müzenin yeni girişi olmuştur. Paslanmaz çelik çubuklarla inşa edilen yapının en büyüğü 21m yüksekliğindedir.

Müze 3 kattan oluşuyor, her katın planı belli bir kategoriye gore oluşturulmuş. Daha rahat gezmek için giriş kattaki danışma bürolarından müze haritası almanızı öneririm. Dünya’nın farklı yerlerinden gelmiş sanat eserlerini görmek son derece keyifli. Ancak müzenin en ilgi çeken eseri tabiki Mona Lisa tablosu.

Dünyanın bu en ünlü resmini yerinde görmek heyecan verici. Leonardo Da Vİnci’nin b ustalık eseri 1503-1506 yılları arasında tamamlanmış. Mona Lisa’nın gizemli gülümsemesi ve renk tonları arasındaki geçiş eserin one çıkan önemli ayrıntıları. Mona lisa tablosu, Louvre Müzesi içinde tek bir duarda asılı duran tek tablodur. kurşungeçirmez bir cam tarafından korunuyor ve önünde her zaman bir kalabalık mevcut. En iyi resmi çekebilmek biraz beklemeniz gerekecek.

  • Jardin des Tuileries

Tuileries Parkı, Arc de Triomphe de Carrousel’in ile başlayıp Louvre Müzesi ile Concorde meydanı arasında yer alan Paris’in önemli ve büyük parklarından biridir. Toplam büyüklüğü 25 hektardır. Tuileries Sarayı’nın bahçesi olarak yapılan alan 1667 yılında halkın kullanımına açılmış.

Louvre müzesini gezdikten sonra bu parktaki çimlere uzanıp dinlenebilir, güzel havalarda parkın ortasındaki havuzun etrafında sıralanmış şezlonglarda güneşlenebilirsiniz. Parkın Champ Elysees tarafındaki ucunda dev bir dönme dolap bulunuyor.

  • Pont des Arts – Aşıklar Köprüsü

Pont des Arts yada bizim bildiğimiz adıyla Aşıklar köprüsünü Seine nehri üzerindeki onlarca köprüden ayıran en temel özelliği üzerine asılmış olan binlerce sma kilittir. Geleneğe gore hiç ayrılmak istemeyen çiftler üzernde isimlerinin yazılı olduğu kilitleri köprüye asıp, anahtarı da nehre atıyorlar. Ancak köprüde asılı binlerce kilidin köprüye zarar verdiğini düşünen yetkililer zaman zaman kilitlerin bir kısmını söküp alıyorlarmış.

  • Notre Dame Katedrali

Başta Paris olmak üzere Fransa’nın en önemli dini yapısı olan Notre Dame Katedrali şehrin merkezi olarak kabul edilir. 1163’te Papa 3. Alexander temel taşını koyduktan sonra, Piskopos Maurice de Sully’nin muhteşem tasarımı, bir zanaatkarlar ordusu tarafından 170 yıl boyunca işlenmiş. Fransız Devrimi sırasında büyük hasara uğrayan Gotik başyapıt 1841-64 yılları arasında onarılmış. 130m uzunluğundaki yüksekliği ve iki yan koridoruyla öne çıkan katedral, Fransa’nın en büyük orguna da ev sahipliği yapıyor. Katedrali ziyaret etmek ücretsiz ancak biraz sıra beklemeniz gerekebilir. Ancak kulelere çıkmak ücretlidir.

  • Eglise du Dome – Dome Kilisesi

Napolyon’un mezarının da içinde yer aldığı Dome Kilisesi, Paris’in ünlü yapılarından biridir. Şehrin en önemli gezi noktalarından Les Invalides’in içinde bulunan yapı altın kaplama kubbesi ile ilgi çekmektedir. 1840 yılında Napolyon’un mezarının buraya getirilmesi ile beraber kilise, askeri anıt ve mezarlık halini almış.

  • Montmarte Tepesi

Bir zamanlar üzüm bağları ve şarapları ile ünlü olan bölge, 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde revüleri ve kabareleri izlemeye gelen ressamlar, yazarlar, şairler ve öğrenciler için bir buluşma yeri haline gelmiştir. Günümüzde pek çok sanatçı bölgeyi terk etmiş, gece hayatı cazibesini yitirmiş olsa da Montmarte hala Paris’in gözde semtlerindendir.

Montmarte tepesinde yer alan en önemli yapı; beyaz dış cephesi ve heybetli görüntüsüyle Sacre Cour bazilikasıdır. Eyfel kulesinden sonra Paris’teki en yüksek seyir terası buradadır. Bazilikanın hemen arkasında ressamlar tepesi olarak bilinen Place du Tertre yer alır.

Place du Tertre, adı her ne kadar tepe olarak geçse de bölgenin ressamlar ile dolu olan bir meydandır. Bir zamanlar Pablo Picasso ve Claude Monet gibi dünyaca ünlü ressamlar bu bölgede birçok ünlü çalışmaya imza atmış. Günümüzde birçok seyyar ressam bölgeye gelen turistlerin portlerini yaparak geçimlerini sağlıyor.

Bunlar dışında bu semtte bulunan diğer ünlü mekan ise Moulin Rouge adındaki kabaredir. Yemekli/yemeksiz seçenekler ile burada günde 3 sefer sergilenen gösteriyi izleyebilirsiniz.

  • Sacre Cour Bazilikası

Paris’in ünlü bölgesi Montmarte’de yer alan bazilikanın tarihi Fransa-Prusya Savaşı’na dayanmaktadır. 1870 yılında Almanya’yı ele geçiren Prusya, Fransa’yı tehdit etmeye başlamasının ardından Paris’te iki iş adamı da eğer Fransa, Prusya saldırılarından kurtulursa bir kilise yaptırmayı vaat etmişler. Uzun süren kuşatma ve savaş süresince iş adamları şehrin kurtuluşunu bu kilisede görmüşler. Savaş sırasında ölen 58.000 askerin anısına kilise inşaatı başlamış ve 1914 yılında tamamlanmış. O zamandan bu zamana kilisedeki rahipler 24 saat boyunca ölen askerlerin ruhlarına dua ediyormuş.

Sacre Cour bazilikasının bulunduğu tepeye finiküler ile yada yürüyerek merdivenlerden çıkabilirsiniz. Beyaz renkkli bazilika Paris’in hemen her yerinden görülmektedir, bazilikanın bulunduğu noktadan da Paris manzarası ayrı güzeldir. Kilisenin içine girmek ücretsiz ancak kulesine çıkmak isterseniz bilet almanız gerekiyor.

PARİS’TE NE YENİR?

Paris gastronomik açıdan da sonsuz seçenekler sunan bir şehir, birçok ichelin yıldızlı restoranın bulunduğu şehirde her bütçeye uygun alternative bulmak mümkün. Biz ilk gün tercihimizi Le Sebillon isimli restorandan yana kullanıyoruz. Gitmeden once rezervasyon yaptırmak gerekiyor, yiyeceğimiz yemek ise belli, menüye bakmaya gerek duymuyoruz. İstediğiniz şekilde pişirilen kuzu kol, lezetli bir kurufasülye garniture ile beraber servis ediliyor. Konsept oalrak da tabağınızdaki yemek bittikçe istediğiniz kadar ilave alabiiyorsunuz. Bu menünün kişibaşı bedeli 26 EUR.

İkinci gün tercimizi ise biraz daha turistik bir seçenek olan Le relais duel’entrecote’dan yana kullanıyoruz. Paris’te 4 şubesi bulunan restoran zincirinin Saint-Benoit şubesine gidiyoruz. Burada malesef rezervasyon kabul edilmiyor ve uzun bir kuyruk beklemeyi göze almalısınız. Biz şanslıyız hiç sıra beklemeden 2 kişilik bir masaya oturuyoruz. Burada da benzer bir konsept var, çok lezzetli bir salata ile başlangıç yaptıktan sonra yine istediğiniz şekilde pişirilmiş antrikot ve kızarmış patates ile devam ediyorsunuz. Burada meşhur olan şey et değil etin sosu, çok değişik ama çok lezzetli, birinci tabak bittikten sonra ilave ikinci tabak ile devam ediyoruz. bu menünün kişibaşı bedeli 27 EUR.

Bunlar dışında Paris’in meşhur tatlılarını, ünlü Laduree pastanesini, sokak lezzetlerini denemenizi önerirm. Ancak benim damağımdan tadı gitmeyecek lezzet kesinlikle baget ekmekler oldu. Her sabah taze taze fırından aldığımız ekmek ile yaptığımız kahvaltı muhteşemdi. Aynı şeyi mükemmel kruvasanlar için de söyleyebilirim. Bence Paris tam bir hamurişi cenneti.

©2020 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account