KAHVE KOKUSUNUN İZİNDE BUDAPEŞTE

KAHVE KOKUSUNUN İZİNDE BUDAPEŞTE

Mükemmel ışıklandırması (dolayısıyla romantizmi ile), tarihi, gelenekleri, yardımsever insanları ve daha birçok artısıyla Macaristan’ın başkenti Budapeşte benim için en keyifli şehirlerin başında gelir. Hem doyasıya turistliğinizi yaşarsınız, hem de ruhunuzu dinlendirip dönersiniz. Bu büyülü şehir ile ilgili yazılacak çok şey var fakat ben kahve kültürü konusunun hakettiği kadar ele alınmadığını farkettim. İki gün boyunca büyük bir keyifle Budapeşte’deki kafeleri dolaştım ve siz değerli Prontotour misafirleri için harika mekanların olduğu bir Budapeşte gezi rehberi hazırladım.

New York Café: Çok donanımlı ve bilgili Prontotour rehberimiz Metin Eğrioğlu’nun da önerisiyle ilk uğradığım mekan Erzsebet Korut sokağında yer alan New York Café oldu. Budapeşte’nin en büyük ve en meşhur kafelerinden biri. Kafe ismine aldanmayın zira içeriye girdiğinizde operaya gelmiş hissine kapılabilirsiniz. 1894 yılında kapılarını açan kafenin göz kamaştıran mimarisi eklektik İtalyan Rönesansı olarak tanımlanıyor. Avusturya-Macaristan damak tadında çerçevelendirilmiş menüsünden ise sizlere kahvenin yanında Rakoczi isimli peynirli tatlısından tatmanızı öneririm. Yemeklerinden yemezseniz çok da bir şey kaybetmezsiniz. Her şey güzel tabi ama gelmeden önce diğer kafelere oranla iki katı hesap ödemeyi ve biraz da sıra beklemeyi göze almanız gerekmekte.

Cat Café Budapest: Hayalimdeki cafeye rastlamanın mutluluğu! Evet İstanbul’da zaten her yerde kedi var ama sadece kedi temalı bir café görmek beni inanılmaz mutlu etti.Her gün saat 10-21 arasında açık olan ve Deak meydanına epey yakın olan bu cafede kahveleriniz bile kedi patisi şeklinde servis ediliyor. Kediler müşterilere o kadar alışmışlar ki kim gelirse gidip masaya yatıyorlar ve hepsi birbirinden tatlı. Kedisever sahipleri ve çalışanları da son derece Kibar ve güleryüzlü insanlar. Ortam son derece temiz, kahveler pastalar leziz. Kafeye gelirken ağlayan çocuk, dondurma, evcil hayvan getirmek yasak; kapıda böyle yazıyor.

Massolit Bookstore & Café: Türkiye’de de gittikçe yaygınlaşan kitap-kahve konseptinin Budapeşte’deki sevimli bir örneği Massolit. Ben buraya geldiğimde açıkcası kafe olduğunu anlamakta güçlük çektim, daha ziyade üniversite öğrencisi birkaç gencin evleri önünde toplanıp kahve içtikleri bir yer sandım. O derece sıcak bir ortamı vardı. Hem her duvarı raflarla kaplı iç kısımları hem de bahçe kısımları çalışabileceğiniz, kafa dinleyebileceğiniz, kitaplarla başbaşa kalabileceğiniz huzurlu bir atmosfer sunuyor. İstediğiniz kitapları satın alabiliyorsunuz üstelik.

Vintage Garden: Dürüst olmak gerekirse buraya sadece suküneti ve sıradığı tarzı için gitmek gerekir. Daha fazlasını beklerseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Zira garsonlar çok ilgisiz, menüsü çok sıkıcı, kahveler ortalama. Pembe sakura ağaçlarının arasında, japon stiliyle dekore edilmiş mekan önce gözlerinizi doyuruyor. Akşam ışıklandırması ise çok daha güzel.

A Table! Boulangerie Patisserie: Bu ismi alternatif rock müzik gruplarına benzeyen kafeyi vegan gezginler için denemek istedim. Menüsünde birçok vegan veya vejeteryan doyurucu seçenek mevcut. Sadece kahve değil kahvaltıya gitmenizi öneririm. Fransız mutfağından atıştırmalıklar daha yoğun şekilde yer buluyor ve ben burada yediğim kişe bayıldım.

Nándori Cukrászda: Tabi ki glutensiz beslenenleri de unutmadım. Artık nereye giderseniz gidin eskiye oranla aç kalmanız imkansız hale geliyor. Dünyanın en seçici, midesi en hassas insanı olsanız dahi restoran işletmecileri bütün açıkları yakalıyor neyse ki. Kuruluşu 1957’ye dayanan bu kafenin ismini tam çevirince aslında şekerleme demek olsa da sunduğu skala bir şekerlemecinin çok üstünde. Garsonlara gluten alerjiniz olduğunu söylerseniz size çok yardımcı olup alternatiflerinizi belirtiyorlar. En lezzetli cappucino’yu da burada içtiğimin altını çizmek isterim; çok yumuşak ama bir o kadar da yoğun bir tadı vardı.

Bir şehre adım attığımda benim ilk aradığım şeylerden biri ilgi çekici kafeler oluyor. Çünkü sürekli yürüyerek geziyorum ve verdiğim molalarda güzel pastalar ya da aperitifler yiyip, değişik kahveler içip kendimi zinde tutayım istiyorum. Macar başkentinde Tuna nehrini dolaşırken, Estergon kalesinden sonra, sokaklarda kaybolurken kendinize bir iyilik yapın ve kalorileri de dert etmeden yazdığım yerlere uğramaya çalışın. Tadı mutlaka damağınızda kalacak ve Budapeşte’ye yeniden dönmek isteyeceğinize eminim; tıpkı bende olduğu gibi.

©2018 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account