MEVLANA SEVGİSİ KONYA’DA BULUŞTURUYOR: VUSLAT YOLUNDA…

MEVLANA SEVGİSİ KONYA’DA BULUŞTURUYOR: VUSLAT YOLUNDA…

Öğreneceksin yüreğim, öğreneceksin… Dünyanın hasret, ölümün vuslat olduğunu…

Hz. Mevlana ölüm gecesini “şeb-i arûs” (düğün gecesi), yâni dünya gurbetinden kurtuluş, vuslata eriş olarak ifade eder. Afganistan’ın Belh kentinde 1207 yılında doğan ve 1273 yılında Konya’da biten bir ömür fakat yüzyıllardan beri devam eden felsefe, sevgi ve hoşgörü üzerine kurulu bir insanlık müessesi..

Hazreti Mevlâna, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir.

Hz Mevlana’ya göre insan için kendi varlığından geçerek Allah’ta fani olmak; yani Allah’a tam bir gönül bağlamak Allah’a giden en kısa yoldur. Gönlünü Hakk’a vermiş bir insanın artık kendi benliği kalmamıştır. Onun her zerresinden işleyen Allah’tır. Böylece o kişi nefsine uyup başkasına zarar verecek kötü işlerde bulunmaz.

İnsan yaratılmışların en şereflisidir düsturuyla; her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlâna sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

KONYA’DA SEMA GÖSTERİLERİ

Her yıl 11-17 Aralık tarihleri arasında düzenlenen törenler Mevlana felsefesi ile yoğrulan gönülleri, bu felsefeyi merak eden kitleleri ortak bir paydada Konya’da buluşturuyor. Muhteşem sema gösterileri izleyenleri kendilerinden geçiriyor.

Mukabele denilen Semâ gösterisi, Mevlevî Dergâhı’nda, semahânelerde Mutlak Kemâl ve Hakka Vuslat yolunun derecelerini sembolize eder. Mukabele, en küçük teferruatına kadar tespit edilmiş usûl ve erkânla yapılır. Semâ’zenlerin basındaki külâh, mezar taşına, sırtındaki hırkası mezarına, tennûresi de kefenine işarettir. Sema bu dünyadan vazgeçiş ve maneviyatın can sarhoşluğunda vücut bulması ve insanı gerçek varlığa ulaşma halidir.

Bütün bu güzelliklerin sahnesi konumunda olan Konya’nın tarihi M.Ö. 7000’lere kadar dayanmaktadır. Tarih devirlerinde Hititler ve Lidyalılar, M.Ö. 6. yüzyılda Persler, M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender, Selevkoslar, Bergama krallığı, M.Ö. 2. yüzyılda Roma, M.S. 395’te Konya ve çevresine hakim oldular. 7. yüzyıl başlarında Sasaniler, bu yüzyılın ortalarında Muaviye komutasındaki Emeviler, şehri geçici olarak işgal ettiler. 10. yüzyıla kadar bir Bizans eyaleti olan Konya; Müslüman Araplar’ın akınlarına maruz kaldı. Malazgirt Zaferi’nden önce Konya’ya ilk gelen, Türk akıncıları Selçuklular oldu. (1069) bu tarihten sonra Anadolu Selçukluları, Beylikler dönemi ve Osmanlı bu muhteşem kentin gelişiminde önemli yer oynamıştır. Şehir mimari açıdan oldukça zengin durumdadır halihazırda.

ŞEMS TÜRBESİ VE CAMİİ

Kent merkezine girdiğimizde Şems Türbesi ve camii ile karşılaşırız. Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin hayatında en önemli değişim Şems-i Tebrizî ile olan karşılaşması ile başlar. Şems’in vefatı sonrasında Mevlana Hz. büyük bir acı ile sarsılmıştır. Bugün Konya’da Şems makamı olarak bilinen ve Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen Şemsi-i tebrizi camiinin İlk olarak 13. Yüzyılda yapıldığı ileri sürülmektedir. Bugünkü yapı ise 1510 yılında Abdürrezakoğlu Emir İshak Bey tarafından mescid ile birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir. Ancak kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Cami bölümüyle bitişik durumda, içten tavanlı dıştan sekizgen tambur üzerine piramidal külahla örtülüdür.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin en büyük ve en önemli ulu camilerinden olan Alâeddin Camisi Konya’nın merkezinde yer alan Alâeddin Tepesi üzerinde inşa edilmiştir. Yapımına Selçuklu Sultanı I. Rükneddin Mesud (1116-1156) zamanında başlanan cami, I. Alâeddin Keykubad zamanında tamamlanmıştır. (1221).Cami, İslam mimarisi yapı tarzında inşa edilmiş, üzeri ağaç ve toprakla örtülmüştür. Yapıda Roma ve Bizans devirlerine ait kırkın üzerinde mermer sütun bulunmaktadır. Caminin abanoz ağacından kündekâri tekniği ile Ahlatlı Mengü Berti tarafından 1155 yılında yapılmış minberi, Anadolu Selçuklu ahşap işlemeciliğinin şaheserlerindendir. Taç kapısı ve iç yapısı harika olan bu camii önemli sanat eserlerinden birisi konumundadır.

KONYA’NIN SİMGESİ MEVLANA MÜZESİ

Kentin en önemli simgesi ise Mevlana Müzesidir. 17 Aralık 1273 yılında vefat eden Hz. Mevlâna’nın kabri üzerine 1274 yılında bir türbe, 1396 yılında da çini kaplı külâh ve kubbe yaptırılmıştır. Anadolu Selçukluları döneminde yaptırılan semâhâne ve mescidin yetersiz kalması üzerine 16. yy.da II. Selim tarafından inşa edilen semâhâne ve mescid, III. Murad zamanında matbah-ı şerîf ve dedegân hücrelerinin ilâvesiyle külliye hâline dönen Mevlâna Dergâhı Mevlevîliğin merkez âsitânesi olarak 1925 yılına kadar hizmet vermiştir. Sonraki yılllarda yapılan düzenlemeler ile Mevlana ve mevlevilik üzerine bir çok şeyi bulabileceğiniz muhteşem bir anıt haline gelmiştir.

Konya ve çevresinde zengin kültürün oluşumu olan birçok eser bulunmakta. Bu noktada Selçuklu Eğitim Kurumu olan Karatay medresesi, Çini Müzesi, Beyşehir gölü üzerinde bulunan Kudabad Sarayı ve içinde bulunan su ile rahatlama odasını görme şansına erişiyorsunuz. Sille’de bulunan Aya Eleni kilisesi zengin kültürün ve coğrafyanın o dönemde ne derece dolu olduğunun en önemli örneklerinden. Kentin seyir noktası ise Meram bağları. Derin bir nefes alıp dinlenmek için birebir. Konya ve çevresi Mevlanahazretlerinin dediği gibi “Gel, ne olursan ol, gel! İster kafir, ister mecusi, ister putperest ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!..”sözlerinin yüzlerce yıldan beri vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor.

11-17 Aralık tarihleri, hayata bir mola verip biraz kendimizi dinlemek, biraz Hz Mevlana felsefesini anlamak ve o tarih kokan topraklarda dolaşmak adına yola düşmenin en güzel zamanıdır bence..

©2018 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account