RUSYA’NIN AVRUPA’YA AÇILAN KAPISI: ST. PETERSBURG

RUSYA’NIN AVRUPA’YA AÇILAN KAPISI: ST. PETERSBURG

Rusya’nın ikinci büyük kenti, önde gelen sanayi ve kültür merkezi olan St Petersburg adını en önemli çarlardan biri olan Deli Petro’dan almış. Sovyetler Birliği döneminde adı Leningrad olarak değiştirilse de birik dağıldıktan sonra eski adını kullanmaya devam etmiş.  Şehrin Çar. 1. Petro tarafından 1703 yılında kurulduğu, 47 adadan oluştuğu gibi ansiklopedik bilgileri bir kenara bırakırsak, bu şehir için Rusya’nın batıdaki penceresi demek doğru olacaktır. Şehirde yaşayanlar ise buraya Rusya’nın kültürel başkenti diyorlar.

St. Petersburg’da, özellikle Nevsky Caddesi üzerinde çok sayıda restaurant var; hem fast food, hem lüks, hem İtalyan yemeği, hem Türk yemeği seçenekleri mevcut. Ama yerel yemeklerden tatmak isterseniz Rusya’ya özgü iki yemeği önereceğim size. Birincisi Rusya’nın meşhur pancar çorbası olan Borsch Çorbası, diğeri ise et yemeği olan Straganof. Her iki yemeği de şehirdeki tüm restaurantlarda bulmanız mümkün ancak Straganoff Steak House iyi bir yemek için doğru tercih olacaktır, gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Bunlar dışında gün içinde atıştırmak için krep çok popüler bir seçenek, aklınızda olsun.

St. Petersburg’a seyahat ettiğimizde bu şehir bizim için gittiğimiz en kuzey şehir oldu. Kuzeyde olmasına rağmen yaz aylarında sıcaklık 30 dereceye ulaşmaktadır, kışları ise oldukça soğuk geçiyor; bu sırada hem bol yağış alıyormuş hem de kanallar donuyormuş. Haziran-Temmuz ayları arasında en uzun günlerin yaşandığı döneme beyaz geceler deniyor. Bu dönemde yaklaşık 2 hafta boyunca güneş hiç batmıyormuş. Özellikle bu dönem şehrin en çok turist ağırladığı dönemmiş.

KAZAN KATEDRALİ

Rus Ortodoks kilisesine bağlı olan Kazan Katedrali, 1801 le 1811 yılları arasında yaptırılmış, 80 metrelik kubbesi le zamanında dönemin en yüksek kubbelerinden biriymiş. Nevsky Caddesi üzerinde yürürken mutlaka karşınıza çıkacaktır, Kutsal mekanlara ilginiz varsa mutlaka gezmenizi öneririm, giriş ücretsiz.

Katedralin hemen karşısında bulunan Singer binası şehrin turistik yerlerinden ancak ben neden olduğuna tam anlam veremedim. Burası dikiş makinası firması olan Singer’in merkez binasıymış zamanında ancak şu an içeriside mağazalar olan bir bina. En üst katındaki kafeden şehir manzarası izlenebiliyormuş.

1.ISAAC KATEDRALİ

Ortodoks dünyasının en yüksek katedrali olan bu yapıyı dışarıdan gördüğünüz anda etkilenmemek mümkün değil. Altın kaplama kubbesi ile çok ihtişamlı bir bina. Burada hem katedrali gezmek için hem de kuleye çıkmak için ayrı bilet almanız gerekiyor. Biz kuleye çıkmadan sadece katedral gezmek için bilet aldık. Özellikle içerideki duvar ve tavan süsleri çok göz alıcıydı.

KANAL TURU

Katedralin hemen önündeki parkta bulunan bronz atlı heykeli ise şehrin bir diğer simgesi. Ayrıca parkın hemen önünde bulunan Neva nehri kıyısından kalkan tekneler ile kanal turu da yapabilirsiniz. Nehrin birçok yerinden kalkan tekneler mevcut, fiyatlar genelde aynı. St. Petersburg’da yapılan tekne turu diğer Avrupa şehirlerinde yapılan kanal turlarına benzemiyor çünkü ağırlıklı olarak Neva nehri üzerindeki adalar arasında gezip şehirdeki az sayıda kanalın içinde geçiyor. Neva nehri de oldukça geniş bir nehir olduğundan sanki boğaz turu yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz ancak bu şehre gelip mutlaka yapılması gereken atraksiyonlardan biri olduğu için tekne turu yapmanızı da öneririm mutlaka. Bunun dışında özellikle yaz aylarındaki beyaz geceler döneminde gece hava kararana kadar devam eden ve yaklaşık 2 saat süren tekne turları mevcut. Bu turlar sırasında St. Petersburg adaları arasındaki köprülerin ışıklandırılmış halini izleyebilirsiniz.

HERMİTAGE MÜZESİ

İnziva yeri anlamındaki Hermitage, Rusya’nın en büyük dünyanın da sayılı müzelerinden biri. 3 milyonun üzerinde esere sahip müze 5 binadan oluşuyor. Barok tarzda yapılmış ve Kışlık Saray olarak geçen bölümünün mutlaka görülmesi tavsiye ediliyor. 1762 yılında tamamlanmış Kışlık Saray’ın Neva nehrine bakan cephesi tam 2 km uzunluğunda, 1054 odası ve 2000 penceresi var.

Çariçe Katerina’nın 1764 ve 1774 yılları arasında Batı Avrupa’nın en iyi koleksiyonlarını satın almasıyla müzenin ilk temelleri atılmış. Guinnes rekorlar kitabına dünyanın en büyük resim galerisi olarak giren müzedeki 322 galeriyi gezmek için toplam 25km yürümeniz gerekiyormuş.

DVORTSOVAYA MEYDANI

Hermitage Müzesi’nin önünde çok büyük bir Saray Meydanı bulunuyor. Meydanın ortasındaki Alexander Sütunu dünyanın en büyük yekpare sütunu unvanına sahip. 47,5 metre yüksekliğinde e 700 ton ağırlığındaki sütun Napolyon’a karşı 1812’de kazanılan zaferin anısına dikilmiş. Hiçbir destek olmadan sadece kendi ağırlığıyla duran sütunun tepesinde elinde haç olan bir melek var, ayağının altında da bir yılan. Bu da iyinin kötüye karşı olan zaferini gösteriyor.

Hermitrage’ın karşısındaki bina dünyanın en uzun yapılarından biri, içinde Savaş, Dış işleri ve Finans bakanlıkları yer alıyormuş. Meydanın devamında, üzerinde altı atlı bir araba süren Zafer Tanrıçası heykelinin olduğu bir kemer var. Bu kemeri geçince, St Petersburg’un meşhur alışveriş caddesi Nevsky Prospekt karşınıza çıkıyor.

Hermitage meydanı da denilen Dvortsovaya meydanı şehrin en büyük ve en önemli meydanı sayılır. Gerçekten oldukça etkileyici genişlikte ve eğlenceli bir meydan. burada yapılabilecek bir sürü aktivite var. At arabaları ile gezebilir, meydandaki sokak sanatçılarını izleyebilir, akşam saatlerinde Hermitage müzesi binası üzerine ynsıtılan ışık ve ses gösterilerini izleyebilirsiniz. Bu meydanda çok sayıda Peter ve Katerina kıyafetli kişi göreeksiniz, bu kişilerle para karşılığı resim çektirebilirsiniz.

DÖKÜLEN KAN KİLİSESİ – THE CHURCH OF THE SAVİOR  ON SPİLLED BLOOD

St. Petersburg’un e turistik yerlerinden biri olan Dökülen Kan Kilisesi, Moskova Kızıl Meydandaki binaları andıran mimarisi ile gerçekten göz alıyor. Griboedov Kanalının kenarındaki kiliseye girmek ücretli, içerisi binanın dışı kadar göz alıcı olmasa da mutlaka görmeniz gereken yer olarak listenizde olmalı.

Kilisenin hemen önündeki Mikhailovsky Parkı ise bizim şehirde gezmekten en çok keyif aldığımız yer oldu. Şehrin merkezinde kocaman bir park, içerisinde mimari eserler, hayvanat bahçeleri, botanik parklar gibi bölümler mevcut. İçerideki kafelerde oturup mola verebilir yada park içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Parkın pek çok kapısı mevcut, Neva nehri tarafından çıktığınızda nehir üzerindeki köprü ve ada manzarasını da izleme olanağınız olur.

PETER AND PAUL KALESİ VE KİLİSESİ

Neva nehrinin hemen kenarında kendine ait bir ada üzerinde yerleşik kale 1900’lerdeki Rus devrimi sırasında cezaevi olarak kullanılmış. Tam ortasındaki Peter ve Paul kilisesine de ev sahipliği yapan kale günde binlerce turist ağırlıyor. Kaleye ve kiliseye girmek ücretsiz ancak kilisenin kulesine çıkmak için ücret ödemeniz gerekiyor. Sonrasında ise sabırla basamakları tırmanmaya başlayabilirsiniz.

Yukarı çıktığınızda iki farklı manzara göreceksiniz; bir tarafınızda muhteşem Neva nehri, karşınızda St. Isaac Katedrali ve Hermitage Müzesi aşağılardan size göz kırpıyor. Başınızı biraz çevirince de göreceğiniz manzara; çatılar, çatılar ve yine çatılar… Bir yanda St. Petersburg’un büyülü yanı, diğer yanda da gerçek yüzü.  Ama şunu söyleyebilirim; şehrin diğer yüzü de bizim öyle büyük kentlerde alışık olduğumuz gibi karma karışık yada insanın için bunaltan türden değil, tüm binaların boyu eşit yükseklikte, gökyüzündeki bulutlar bile bir başka görünüyor.

©2018 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account