Şehrin Bekçileri: Budapeşte Heykelleri

Şehrin Bekçileri: Budapeşte Heykelleri

Budapeşte’nin en bilinen simgeleridir heykeller. Her köşeden karşınıza çıkar ve sizi selamlarlar.

Tuna’nın ısrarcı tutumuna dayanamaz ve kalbinin tam ortasından ikiye bölünüverir Budapeşte. On farklı köprüyle bağlanır bu iki cehre: Buda ve Peşte. Ying ve yang, gece ve gündüz, kara ve ak ne ise, Buda ve Peşte de aynı şekilde birbirinin tamamlayıcısıdır. Farklı tellerden çalarlar çalmasına ama bir asrı aşkın zamandır aynı şehre dâhil olmalarından ötürü ortak bir dilde konuşurlar. Bazen de kendileri susarlar ve sözü gece-gündüz hiç gözünü kırpmadan şehre bekçilik yapan sakinlerine devrederler. Bu sefer söz sırası şehrin bronz-mermer güzellerindendir çünkü Budapeşte’yi anlamak için asıl onlara kulak vermek gerekir.

budapeste-heykel

Tuna kıyısındaki küçük prenses

Şehre yeni geldiyseniz mutlaka onun yanından geçeceksiniz. Başı hep kalabalık çünkü onunla beraber fotoğraf çektirmek isteyeni bol. Adı Kiskiralylany Szoboryani Küçük Prenses… Buda ve Peşte’yi birbirine bağlayan ilk köprü olan Zincirli Köprü’ye yakın tramvay hattı üzerindeki bir durakta, demir tırabzana oturmuş sevimli bir kız çocuğu heykeli. 1989 yılında sokağa kazandırılan heykel son yirmi yılda ün kazanmış ve kısa zamanda şehrin mutlaka görülmesi gerekenlerinden biri haline gelmiş. Heykel ilk bakışta bir erkek çocuğunu andırsa da aslında heykeltıraş Laszlo Marton’un kızını tasvir ediyor.

Zira sanatçı, ilhamını çok uzaklarda değil en yakınında bulmuş. Marton’un şık kıyafetini üzerine geçirip tacını takan ve prenses taklidi yapan beş yaşındaki kızı Eve, babasının ilham perisi. İşin ilginç yanı, heykelin aynısı Tokyo’da, Metropolitan Art Space’in konser salonunun önünde de sergileniyor. Prens Charles’ın 2010yılındaki Budapeşte ziyaretinde bu büyüleyici heykele hayran kaldığı da söylentiler arasında.

kucuk-prenses

Nehir kenarındaki boş ayakkabılar

Parlamento binasının bulunduğu meydandan 300 metre güneye doğru ilerlediğinizde, nehir kıyısında sizi etkileyici bir sahne bekliyor: Tuna yürüyüşündeki ayakkabılar. Yahudilerin 1. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı acılara atfen yapılan bu bronz ayakkabıların içlerine kondurulmuş taze çiçekler, yaşananların hâlâ hatırlandığını gösteriyor. Gyula Pauer ve Can Togay’ın demirden yapılmış 60 çift ayakkabıyla oluşturduğu yapıt, 2005 yılından bu yana Tuna Nehri kıyısında dolaşanları derin düşüncelere sürüklüyor.

bos-ayakkabilar

Macar şiirinin temsilcisi

Parlamento binasının güney ucundan bakıldığında, merdivenlere oturmuş cılız bir adam heykeli göze çarpıyor. Ülkenin en sevilen 20. yüzyıl şairlerinden biri olan Atilla Jozsef’in heykeli bu. Jozsef, yaşadığı süre boyunca ve sonrasında Macar şiirinin en önemli temsilcilerinden biri olarak anılagelmiş. 1937 yılında, hayatı boyunca ona zor zamanlar yaşatan depresif dönemlerinden birinde, 32 yaşında kendini hareket halindeki bir trenin önüne atarak hayatına son vermiş. Şiirlerinde şehirde yaşanan fakirlik ve işçi sınıfının yaşamı gibi konuları işleyen Macar dâhinin anısı, şimdilerde şehrin en işlek yerlerinden birinde bulunan heykeli ile yaşatılıyor.

Attila-Jozsef

Budapeşte’de bir Türk

Şimdi şehrin doğusundaki Peşt’i geride bırakıp biraz da Buda’nın gönlünü yapalım. Mescit Sokak’ta türbesi bulunan Gül Baba’nın yanına uğrayalım. Bronz heykeli türbenin giriş kapısında bulunan Gül Baba, bilindiği üzere Kanuni Sultan Süleyman’ın da arkadaşı. Gül Baba, 16. yüzyılda yaşamış ve çok sevilen bir Bektaşi dervişi olarak tanınıyor.

gul-baba

Anonim (!) bir heykel

Vajdahunyad Şatosu’nun girişinin hemen karşısında, herkesin beraber fotoğraf çektirmeye can attığı, heybetli bir heykel göreceksiniz. Oturan ve elinde tüy tutan bir adamı tasvir eden bu heykelin özelliği, yüzünü saklayan kapüşon nedeniyle çehresinin çok net seçilememesi. 1.9 metre yüksekliğindeki bronz heykel, 1903 yılında Miklos Ligeti tarafından yapılmış. ‘Anonim’ adındaki heykel, 12. ve 13. Yüzyıllarda Macar tarihi üzerine birçok çalışması olan, ne adı ne de kişiliği hakkında herhangi bir bilgiye sahip olunmayan bir tarihçiye atfedilmiş. Macarlar’ın kökenine dair birçok hikâye onun kaleminden çıkmış olsa da mistik tarihçinin ismiyle hatırlanmamayı seçtiği söylentisi bugün bile canlılığını koruyor.

anonim

Sanatçı heykelleri

Şehirde adım başı heykelle karşılaşsanız da bazılarının yeri bambaşka. Misal, bir adamın elleriyle kendi kafasını tuttuğu, oyuncu Hofi Geza’ya adanmış garip görünüşlü heykel bunlardan biri. 1936 doğumlu Hofi Geza, 60’lı yıllardan vefat ettiği 2002’ye kadar Macar kabarelerinin baş oyuncusu olmuş önemli bir kişilik. Ülkenin farklı tiyatro salonlarında Macar seyirciyle buluşan sayısız gösteri, Hofi Geza’yı zamanının en ünlü oyuncularından biri yapmış. Tiyatro oyunlarının biletleri aylar öncesinden tükenir ve salonda nadiren boş koltuk kalırmış. Ancak o zamanın koşullarında stand-up oyuncusu olmak kolay değilmiş. Komünist rejimin çarpıklıklarını ti’ye alma fırsatını hiç kaçırmayan Hofi’nin güvensiz sularda yüzdüğü de aşikârmış; hatta bu yüzden nezarette birkaç gece de geçirmiş.

Hofi’nin heykelinin bulunduğu,“Budapeşte’nin Broadway’i” diye anılan Nagymező sokağının diğer kösesinde ise bir başka heykel var. Bu, bronzdan diz üstü bilgisayarıyla banka kurulmuş bir adam. Operetta Tiyatrosu’na bakan bu heykel Imre Kalman’ı tasvir ediyor. Macaristan doğumlu bu operet kompozitörü 20.yüzyılın başlarında başarısıyla ün salmış ve Yahudi kökenine rağmen Hitler’in bile değer verdiği isimlerden biri olmuş. Hitler’in ‘Fahri Aryan’ etiketini reddeden, önce Paris’e sonra da Amerika’ya göç etmeye zorlanan Imre’nin anısı şimdilerde bu heykelle yaşatılıyor. Burada bahsedilen heykeller Budapeşte’de sokaklara taşan sanatın küçük bir panoraması.

Nagymezo

Heykel sanatı gerçek anlamıyla Budapeşte popüler kültürünün bir parçası ve yerel halk onları tozlu müzeler yerine geniş bulvarlarda, her gün geçtikleri sokaklarda gördükleri zaman kendilerini ‘evlerinde’ hissediyorlar. Hatta “Şehrinizde bu kadar çok heykel olduğu için şanslısınız!” dediğiniz zaman bu ayrıcalığın farkına varıyorlar. Budapeşte’yi ziyarete gelenlerin gözleri de zamanla bu bronz güzellere alışıyor. İyi haber ise Budapeşte’deki heykel geleneğinin yalnızca geçmişe ait olmayışı. Zira çok yakın bir zamanda Macar bir yazılım firmasının sponsorluğunda, Apple’ın ünlü yöneticisi Steve Jobs’un heykeli de şehirdeki benzerlerinin yanında yerini aldı. Bu haliyle Budapeşte, heykele doymak isteyen gözleri asla hayal kırıklığına uğratmıyor.

FELSEFE BAHÇESİ

Heykeltıraş Nandor Wagner’in eseri olan ve 2001 yılında açılan Felsefe Bahçesi, Gellert Tepesi’nde bulunuyor. Dünya üzerindeki çeşitli kültürleri ve dinleri sembolize etmek amacıyla; İbrahim, Echnaton, İsa, Buda, Lao Tzu, Mahatma Gandhi, Daruma Taishi ve Aziz Francis’in heykellerine ev sahipliği yapan bu bronzdan bahçenin teması, karşılıklı iletişim ve barış.

felsefe-bahcesi

BALIKÇILAR TABYASI

Mimari olarak bir şatoyu andıran bu ilginç yapı, Tuna Nehri’nin batı kısmında bulunuyor. Ortaçağ’da bölgeyi koruma vazifesi balıkçıların olduğu için kaleye halk tarafından bu isim verilmiş. 1895-1902 yılları arasında inşa edilen yapı şimdilerde şehrin muhteşem manzarasını gözler önüne seriyor. Duvarlarına bitişik taştan ejderha heykellerini ve Macaristan’ın ilk kralı Aziz Stephen’ın at üstündeki heykelini görebileceğiniz kale, bir bakıma süslü bir Disneyland kalesini andırıyor.

balikcilar-tabyasi

 

©2020 ProntoTour www.prontotour.com

Kimlik bilgilerinizle giriş yapın

veya    

Bilgilerinizi mi unuttunuz?

Create Account